• Cts. Eki 1st, 2022

Artık yeter; cenk istemiyoruz | Independent Türkçe

Byadmin

Eyl 19, 2022

Ilk olarak, Yunanistan ile yaşanmış olan gerilimi bir cenk arayışı olarak görmüyorum.

AB üyeliği şeklinde NATO üyeliğinden de uzaklaşma senaristliği değilse, seçim oyunu olarak değerlendirmenin daha doğru bulunduğunu düşünüyorum.

NATO ve Avrupa Birliği Üyesi (AB) Yunanistan’a “bir gece ansızın gelebiliriz” tahdidinin ciddiye alınmayacağını cahil-cühela haricinde hepimiz bilir. 

Ek olarak Azerbaycan’ı Ermenistan’a karşı sürekli teşvik ve tahrik etmek iç politikaya yönelik olsa da iç barışımız açısından doğru bulmadığımı belirtmeliyim.

Türkiye’nin, Azerbaycan şeklinde Ermenistan’la da sulh ve dostluk kurması gerektiğine inanıyorum. 

Esas problem coğrafyamızla ilgilidir. Yakın coğrafyamızda nedense savaşlar, terör ve çatışmalar asla noksan olmuyor.

Yakın komşular olarak İran, Irak, Suriye ve Türkiye’nin ortak stratejisi ve politikaları, neredeyse sürekli cenk, birbirlerinin iç işlerine müdahale ve vatandaşlarına yönelik şiddete dayanmaktadır.

Vatanımızda 40 senedir PKK, sınır dışı operasyonlar ve bunlara ilave olarak son 11 senedir da Suriye işgali ile yaşanmış olan cenk ve çatışmalarda binlerce insanımızı kaybettik.

Karşı tarafın kayıplarını da eklediğimizde bu sayı on binleri bulmaktadır.

Can kayıpları karşısında maddi kayıplardan söz etmeyi gereksiz görüyorum.

İran-Irak-Suriye-Türkiye yada Fars-Arap-Kürt-Türk ya da Şii-Sünni, Müslüman yada gayrimüslimler olarak bu coğrafya insanlarının savaştan bir kazanımı olmadığı ortada.

Tersine halklar ve ülkeler olarak çoğumuz kaybediyoruz.

Buna karşın savaşı niçin sorgulayamadığımızı asla düşündük mü?

Bir savaşın kaybedenleri olduğu şeklinde kazananları da vardır. 

Ölen bizim çocuklarımız, harcanan kaynaklar bizim.

Yağmalanan, talan edilen, yakılan, yıkılan bizim ülkelerimiz.

Bu durumda kazanan taraf olmadığımız kati.

Bu bölüm, mevzuyla ilgili referans noktalarını ihtiva eder. (Related Nodes field)

Peki kazanan kimler?

“Dış güçler”, “elkoyuculuk”, “Siyonizm” “karanlık odaklar”, “küresel mafya”, “tabanca üreticileri” şeklinde cevaplar vermek mümkündür.

Elbet küresel savaşların kazananları da ilk olarak küresel güçlerdir.

İdeolojik gruplar ve politikacıların çoğu zaman cevapları da bu yöndedir.

Cemiyet olarak da bu cevaplarla doygunluk olmayı seçmiş durumdayız.

Peki, gerçekte bu cevaplar kafi mi? 

Söz mevzusu cevaplar doğru olsa da gerçekler bundan ibaret değildir.

Bu cevaplar, kimi zaman gerçekleri örtmek amacıyla da kullanıldığını uzmanlar oldukca iyi bilir.

Uzmanların alanına girmeden belirtmek isterim ki cenk yanlısı her iktidar, kan, kırım ve yağmadan nasiplenmekte ve bilmediğimiz başka kazanımlar hesap edilmektedir.

Harp çığırtkanlığı meydana getiren hepimiz de bilerek yada bilmeyerek bu kirli ve kanlı kazancın tarafı olarak yerini almaktadır.

Bu şekilde bir yanda olmayan, hatta insanlık değerlerinin gereği olarak bu şekilde bir anlayışın karşısında olan bizim şeklinde milyonlarca insan var sadece çoğumuz sessizliği, tepkisizliği ve duyarsızlığı seçmiş bulunuyoruz.

Yoksa gücün harpte değil, sulh ve adalette olduğuna inanmıyor muyuz?

Oysa biliyoruz ki cenk çığırtkanlığı ile güçlenen; ırkçı, ayırımcı, fırsatçı, yağmacı, dinbaz kesimler ve hamasi, popülist politikalardır.

Sesi gür çıkan, kitleleri harekete geçiren, kin ve öfkeyi ateşleyen ve politik yarar elde eden ne yazık ki bu ideolojik kesimlerdir.

Harp karşıtı olanlar ve savaşları sorgulayan kesimler de bu çığırtkanların “ihanet” suçlamalarıyla baskı altına alınarak sindirilmektedir.

Aydınlar ve duyarlı çevreler da cenk seviciler tarafınca susturulmuş.

Böylece kaybeden; terbiye, erdem, sulh, hakkaniyet ve insanlık olmuştur.

Harp üstünden rant elde eden bir yığın insan, grup, parti, teşkilat olabilir.

Hatta birilerinin güç hesapları, iktidar hesapları savaşların varlığına bağlı da olabilir.

Üstelik kabullenmesi zor dahi olsa bir ülkede cenk çığırtkanlığı toplumun mühim bir kesiminde prim de yapabilir. 

Sadece siyasal iktidarlar ve devleti yönetenler, savaşın istisnai bir karar, barışı korumanın ise asli vazife olduğu bilinciyle hareket etmek zorundadırlar.

Sulh, istenildiği süre bitirilen, cenk istenildiği süre başlatılan tadı vakalar değildir.

Hiçbir parti, hükümet yada teşkilat, insanları kaygı, korku ve ölüm üçgeninde yaşatmak ve ölüm ile yaşam içinde bir tercihe zorlama hakkına haiz değildir.

Siyasal bir iktidarın asli görevi barışı korumak ve hukuk devleti güvencesini tesis etmektir. Hangi gerekçelerle olursa olsun kaos, çatışma, cenk yada şiddete yol açmak bir iktidarın meşruiyetini sorgulatan uygulamalardandır.

Bir tek Irak ve Suriye ile ilgili yaşananlardan dolayı da olsa, cenk yanlısı mevcut iktidarı sorgulamamız ve vicdanlarımızda mahkûm etmemiz gerekmez mi?

Halk ve ülke olarak, bu savaşlardan elde etiğimiz kazanım nedir? 

Bu savaşlar sebebiyle niçin bunca evladımız öldü ve hala ölmeye devam ediyor?

Ölenlerin ve milyonlarca Suriyeli göçmenin vebali kime ilişik?

Harp; ölüm, yıkım, acı, göz yaşı, hüzün ve yoksulluk demek değil mi?

Akıl, terbiye, insanlık bunun neresinde?

Bu mevzularda esas anlamamız ihtiyaç duyulan; politikacıların ve ideolojik grupların cenk çığırtkanlığı için en oldukca başvurdukları “vatan” ve “din” edebiyatının bir hamaset ve düzmece bir söylem olmaktan ibaret olduğudur.

Zira vatan; uğruna ölmek için değil, üstünde özgürce, sulh ve itimat içinde yaşamak içindir.

Vatan için cenk, yaşama kastedildiğinde ve tecavüze uğradığında sadece gerekir.

Din de uğruna ölmek için değil, ahlaklı, adil, dürüst, güvenilir bir insan ve cemiyet olarak yaşamak içindir. Gene yaşama kastedildiğinde sadece cenk gerekebilir.

Her iki durumda da esas olan cenk değildir. Bu yüzden ölümü değil yaşamı, savaşı değil barışı kutsamalıyız.

Vatanperverliğin de dindarlığın da gereği olan budur.

Vatanı, dini, şehitliği kutsayarak çocuklarımızı ölüme gönderenler, iddialarında samimi olsalardı şehit olmak için ya kendileri, eşleri yada evlatları en önde olmaları gerekmez miydi?

Bu yüzden devleti yönetenler ve politikacılar, insanlarımızı savaşlarda şehit olmak yerine sulh içinde yurtlarında özgürce ve insanca yaşatmaktan sorumludurlar. 

Onlara cenk lazım olabilir sadece bizlere ve toplumun her kesimine sulh lazım.

Harp egemenlerin ve zorbaların, sulh ise halkın ve haklının yararınadır.

Uyanmak için zamanımız kalmadı!

Şiarımız; “yurtta barış, bölgede barış, cihanda barış” olmalıdır.

 

 

*Bu makalede yer edinen fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

mersin escort antalya escort bursa escort antalya escort istanbul evden eve nakliyat fethiye escort escort bayan