• Pts. Eyl 26th, 2022

“Aydın Menderes sürekli denetim altındaydı; ağabeyleri ve kendisinin ölüm sebepleri şüphelidir!” (2)

Byadmin

Eyl 19, 2022

Ortalama 40 yıldan bu yana Menderes Ailesi’ni yakından tanıyan Demokratlar Konfederasyonu Yönetim Kurulu Başkanı Fatih Kavaloğlu ile geçmişi ve bugünü konuştuk.

İlk bölümünü 16 Eylül Cuma günü yayımladığımız söyleşinin ikinci bölümünü okurlarımıza sunuyoruz:
 

– Aydın Menderes, Refah Partisi saflarında siyasete atıldı. O sırada o meşhur “pazara kadar değil, mezara kadar” türünden bir ifade kullanmıştı. Refah Partisi’ne girişi iyi mi oldu?

1995 senesinde Aydın Abi, Demokrat Parti’nin başındaydı. Türkiye seçime gidiyor… Doğru Yol Partisi, Anavatan Partisi ve Refah Partisi vs. var. Partiler içinde seçim işbirlikleri konuşuluyor… Yanlış hatırlamıyorsam Anavatan Partisi’nin başlangıcında Mesut Yılmaz Bey var. Onunla, Aydın Bey’in bilgisi dâhilinde bazı dostlar görüşüyor.

Birkaç tur görüşmeden sonrasında beklenen ittifak olmadı. Zira Mesut Bey’in heyetinden biri, yanılmıyorsam Yüksel Yalova, “Aydın Bey’in gücü olmadığına” dair küçümseyici bir ifade kullanıyor. Aydın Bey de Adnan Menderes’in oğlu ve Türkiye’de bu işi en iyi bilenlerden biri olarak, “Siz misiniz bana bu yaklaşımı gösteren!” diyerek hem alınıyor hem de görüşmeyi kesiyor. 

O arada Refah Partisi ile Aydın Bey içinde da dolaylı-dolaysız birçok dost var. İrtibatları bir halde devam ediyor. Demek ki RP ile de bir görüşme zemini hazırmış. Derken Şevket Kazan Bey ile Metin Işık Bey bir araya geldiler. İki grup, oldukca acele hazırlık yaptılar. Bu ittifak bir “bomba” olarak siyasal hayata düştü.

İyi hatırlıyorum, Aydın Abi’nin RP Genel Merkezinde bu partiye intisabı pazar günü gerçekleşmişti. Büyük kalabalık önünde ilkin Şevket Kazan oldukca duygusal bir konuşma yaparak ağlamıştı. Niçin ağlamıştı? Zira bu milletin kahir ekseriyetinin saygı etmiş olduğu Adnan Menderes’in oğlu Aydın Bey, RP’yi tercih etmişti. Sanki 40 senelik bir Refah Partili şeklinde beraber görüntü vermişti.
 

Aydın Menderes'in Refah Partisi'ne katılışı basında olay yarattı.JPG

Aydın Menderes’in Refah Partisi’ne katılışı basında vaka yaratmıştı

 

Malum, Refah Partisi’ni öcü şeklinde gören devasa bir askeri kesim var. Dolayısıyla RP safında görünmek büyük bir cesaret işiydi. Aydın Bey’in ne kadar demokrasiye düşkün bulunduğunu da böylece görebiliyoruz. 

Bu sırada bazı basın organları Aydın Bey için, “Geçici olarak RP’ye gitmiştir, bilahare ayrılır” türünden yorumlar yazıyorlardı. O da RP’ye katılımın gerçekleştiği o pazar gününe atfen şu veciz konuşmasını yapmıştı:

Pazara kadar değil, mezara kadar beraberlik!

Bilahare seçim sıralamasında Aydın Abi’nin beğenmiş olduğu, istediği yer verildi. Kontenjanından da Gürcan Dağdaş listeye konuldu ki, sonradan bakanlık makamına geçti. 

Ben, Aydın Abi’nin Refah Partisi’nde bilhassa Sayın Erbakan tarafınca da son aşama kıymet verilen bir şahıs olarak görüldüğünü hissettim. Rahmetli Erbakan Hocamızın Aydın Abi’ye olan ilgi ve alakasının son aşama had safhada bulunduğunu bizatihi gördüm. Birçok arkadaşımız da görmüş oldu.

Yalnız Sayın Erbakan değil, Refah Partisi’nin tüm genel merkez yöneticileri de öyleydiler: Abdullah Gül, Recai Kutan, Süleyman Arif Emre, Oğuzhan Asiltürk Beyler de bunların arasındaydı. 

Bir ihtimal iddialı bir söz olabilir: Aydın Abi’nin o yapı içinde son aşama mutlu olduğuna tanık oldum. Birazcık da günümüze ışık tutması açısından söylüyorum. Şu kadarını bile düşünüyorum: Rahmetli Erbakan muhtemelen kendisinden sonrasında günün şartlarına gore revize edilebilecek olan bir Refah Partisi’nin başına Aydın Menderes’in gelmesi noktasında kafasından bazı düşünceler geçiriyor olabilirdi. 
 

Necmettin Erbakan, Süleyman Demirel ve Alpaslan Türkeş. Üçü de Demokrat Parti geleneğinden çıktılar ve bu kaynaktan faydalandılar.jpg

Necmettin Erbakan, Süleyman Demirel ve Alpaslan Türkeş. Üçü de Demokrat Parti geleneğinden çıktılar ve bu kaynaktan faydalandılar

 

– Galiba Abdullah Gül’ün de buna benzer bir izlenimi ya da ifadesi mi olmuş? Yada bu şekilde bir şeyi Aydın Menderes’e ihsas mı ettirmiş? 

Evet, mümkün. Abdullah Bey o zamanlar genel başkan yardımcısıydı. Ben de milletvekili adayıydım. Aydın Abi’nin milletvekili kontenjanından. Refah Partisi Genel Merkezi’nde verilen bir yiyecek davetinde Abdullah Bey ile yan yana oturup hasbıhal ederken şöyleki demişti:

Erbakan Hocamız, Aydın Bey’e karşı son aşama ilgi ve ilgi içerisindedir. Bizlere de kısaca Refah Partisi yöneticilerine de bu istikamette her yaptığımız görüşmede telkinde bulunuyor.

Doğal, o sohbeti ve benzeri yorumları dinlerken, birazcık evvel söylediğim manada bir hissiyata kapıldım. Gene de doğru bir tespittir. Sonraki gelişmeler de bunu göstermiştir. Zira RP içinde de Aydın Bey’e karşı olan ya da kendilerine gore hülyaları rüyaları olan bir kesim vardı. Bu kesim bununla beraber Erbakan Hoca’ya da karşıydı. Buradan o çıkıyor. Dolayısıyla bende bu şekilde bir intiba (izlenim) kaldı. 
 

Aydın Menderes Abdullah Gül.jpg

Aydın Menderes Abdullah Gül ile daha yakın idi / Fotoğraf: AA

 

– O zamanlar İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan idi. Bu durumda Aydın Bey ile Erbakan’a karşı bulunduğunu söylediğiniz kesim, acaba Erdoğan’ı Erbakan Hoca’nın halefi olarak gören kesim miydi? Nitekim sonraki yıllarda Erbakan’dan ayrılıp AKP’yi kuranların bir numaralı öncüsü Erdoğan oldu. Erbakan’ın yerine geçme niyeti taşıyan Erdoğan, Aydın Bey’in parti içinde el üstünde tutulmasından ve o sıradaki saygı duyulan konumundan hoşlanmamış olabilir mi? 

O tarihlerde dikkatimi çeken bir nokta vardı: Şimdiki AKP çevresi, bilhassa yönetim kademesi, Aydın Menderes’e saygı duymakla beraber onunla epeyce mesafeliydiler. Kim bilir ona karşı şüphe ve güvensizlik duyuyorlardı. Bunun bir açıklaması var mı? 

Bu tespit oldukca doğru. Biz, o zamanlar bizzat Aydın Abi’den de bu tarz şeyleri duyardık. Sayın R. Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu devirde (1995), birazcık evvel sizin söylediğiniz istikamette rahmetli Erbakan ile Aydın Bey’in yakın münasebet içinde olmasından memnun olmayan bir kesim vardı aslına bakarsanız. Buna İstanbul kesimi diyelim. 

Yanlış hatırlamıyorsam Aydın Abi’nin Recep Tayyip Bey ile bu şekilde oldukca yakın boyutta bir münasebeti yoktu. Şu demek oluyor ki 25-30 yıla yakın Menderes ailesiyle iç içe olan biri olarak şunu söyleyebilirim:

Evet, bir devlet adamlığı noktasında karşılıklı saygıya, sevgiye dayalı bir ilişki vardı. Sadece örnek olarak Abdullah Gül Bey ile oldukca daha yakındı Aydın Abi. Abdullah Bey, Aydın Abi’nin fikirlerine saygı ederdi; onu bir akil insan olarak görürdü. Yaşamış olduğu müddetçe de Aydın Abi ile daima bir istişare içinde, diyalog içinde olmuştu. 
 

Aydın Menderes, ile Recep Tayyip Erdoğan Fotoğraf AA.jpg

Aydın Menderes ile Recep Tayyip Erdoğan / Fotoğraf: AA

 

– Erdoğan ile Menderes içinde “belli bir güvensizlik var” türünden söylentiler dolaşırdı gazeteciler içinde. 

Bir yanıyla mümkün ve muhtemeldir. Onun da sebebi belli aslına bakarsanız. Tayyip Bey’in ileriye matuf düşünceleri vardı. Refah Partisi içinde bir yada birkaç kişinin ona rakip çıkması, her insan şeklinde bir ihtimal kendisini de tedirgin etmiş olabilir. Tayyip Bey’in de bu şekilde bir tereddüde ve şüpheye düştüğünü tahmin ediyorum. Doğal, o günkü şartlar itibarıyla söylüyorum. 

Hani kimler tarafınca, iyi mi yapıldığını bilmiyorum fakat 1995 senesinden itibaren Aydın Abi’nin etrafını da belli güçler çevirmişti. Bunu da burada açık ve net söyleyeyim. 

– O belli güçler her kimseler, bir halde belli bir kurumun adına da hareket etmiş olabilirler. Demek ki bir taraftan Aydın Bey ile ilişki devam ediyor, bir taraftan da denetim söz mevzusu. Bu denetim, malum anlamda kabaca yapılmıyor olabilir. Hani Aydın Bey’e destek olan yada işlerini kolaylaştıran biri de olabilir. Hususi şoförü de olabilir. Buna bazı ziyaretçiler de dâhildir. 

Haklısınız. Aydın Bey denetim altındaydı. Her şeyi ve hepsi denetim altındaydı. Ondan inanırım. 

– Denetim altında olması, bununla beraber bağlantılı olduğu yere rapor vermesi anlamına gelir. İşin düz mantığı bu şekilde, yanılıyor muyum?

Doğrudur… Hatta üzülerek söylemek lazım, zamanı vardığında bir ihtimal bunlar daha da açık konuşulabilir. Şimdi düşünüyorum: Hadi, Aydın Abi’nin sıhhatli süreci amenna. Sadece o trafik kazasından dolayı yatağa bağlı kaldıktan sonrasında, mücadelesini o yarım haliyle devam ettiriyordu. Tanrı’ın verdiği bir güçtü demek ki!

Düşünebiliyor musunuz? Yataktayken savaşım edeceksiniz fakat sıhhat sorunlarınız var. En yakınlarınızdan dahi kuşku duyabileceğiniz bir ortamdasınız. Zira hastasınız fakat gene de Türkiye’ye hitap ediyorsunuz. O yataktan hasta halinizle verdiğiniz beyanlar, yaptığınız röportajlar, mülakatlar bile Türkiye’de yankı buluyor. Orada dahi rahat bırakmadılar açıkçası. 

– Sizin şeklinde yakınları ile dostları muhtemelen uyarılarda bulunuyorlardı kendisine… 

Doğal, Aydın Abi oldukca bilinçliydi. Bu tür sohbetler yaptığımızda da şöyleki derdi: “Onların hepsinin bir görevi var. Görevlerini ifa ediyorlar!” 
 

– Bir ara da Sayın Abdullah Gül ile bir hitabı olmuştu Aydın Bey’in. Habur sınır kapısından geçişler (PKK militanlarının peşmerge giysileriyle Türkiye’ye geçip, bazı AKP üst düzey yetkililerinin huzurunda ve otobüs üstünde halkı selamlamaları vs olayı-F.B.) sebebiyle Sayın Gül’ü yöntemin yanlışlığı mevzusunda uyarmıştı galiba? 

Sayın Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül ile konuşmuş olduğu doğrudur. O sırada Tayyip Bey başbakandı. Habur meselesi konuşulduğu ve televizyonlardan o canlı yayınların yapıldığı gün konuşuldu.

O tabloyu gören Aydın Abi, telefon trafiğinden sonrasında verilen buluşma üstüne aynı gün yada ertesi sabah Çankaya Köşkü’ne çıkıyor. Aslen devamlı köşke çıkmazdı. Görüşmede mealen şunları söylüyor:

Çözüm ve barışma hususunda dizgesel olarak mesele yok fakat otobüsün üstünden bu şekilde abuk sabuk görüntüler verilmesi hoş bir tablo değil. Ülke için sorun yaratacaktır.

Bu görüşme, Aydın Abi’nin hasta haline karşın ülkenin kırılgan mevzularında devamlı cesaretle, korkmadan, çekinmeden fikrini söyleyebildiğinin delilidir. Bu şekilde sesi gür çıkan akil insanoğlu ve toplumun geneli itibarıyla tasvip gören insanoğlu Türkiye’de azaldı, azaltıldı. Aydın Abi’nin bu şekilde bir özelliği vardı.

Tüm yapmış olduğu mülakatlara verdiği röportajlara bakacak olursanız memleket meselelerinin birçoğunu yaşamış ve yakinen de takip etmiştir. Hem mevzuya vakıf hem de kendine özgüveni var. Hatta bir sözü vardı:

Süleyman Demirel’den sonrasında merkez sağ adına konuşacak şahıs benim dışımda kimse olması imkansız!

Bu sözüyle Sayın Hüsamettin Cindoruk’u kastetmiş olabilir, bilemiyorum. Eleştiri etmekle birlikte Süleyman Bey’e saygısı da vardı. 
 

aa2.jpg

Aydın Menderes ile Recep Tayyip Erdoğan / Fotoğraf: AA

 

– Sağ kesimdeki bazı isimlere sıra gelmişken sorum şudur: Süleyman Asil, bir dönem başka partideydi. AKP’yi oldukca eleştiri ediyordu, bilhassa de devrin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ı. Yanılmıyorsam bu tür sert eleştiriler üstüne Erdoğan, “Karadenizliyiz. Bu tenkitler niye?” mealinde bir ileti iletmişti kendisine. Aydın Bey ile ne ilgisi var bu olayın?

Vaka şöyleki olmuştu: Yanlış hatırlamıyorsam, 2007 yada 2008 senesinde Demokrat Parti kongresinin yapılacağı gündü. Süleyman Asil’nun kaybedip Hüsamettin Cindoruk’un kazanılmış olduğu kongreden bahsediyorum. Cindoruk’un bazı iddialara istinaden Asil’nun Demokrat Parti ile ihraç kanalıyla ilişiğini kesmiş bulunduğunu biliyorum. 

Kongrenin olduğu gün ben de Aydın Bey’in evindeydim. Sayın Asil, DP Genel Başkanı olarak Aydın Abi’yi ziyaret etti. Ben de aslına bakarsanız oradaydım. Ortalama 10-15 dakika kadar kaldı. O arada Erdoğan’dan bahisle şunu aktarmış:

R. T. Erdoğan beni aradı. ‘Demokrat Parti Başkanı olarak meydanlarda bizim hakkımızda bağırıyorsun, çağırıyorsun. Biz ikimiz de Karadenizliyiz, niye bu şekilde yapıyorsun?’ dedi.

Asil’nun ayrılmasından sonrasında Aydın Abi, bu sözü benimle paylaşarak gözlemini aktardı:

Süleyman Bey peşrev çekiyor. Aklından AK Parti’ye doğru yönelmek geçiyor olabilir.

Doğal, bununla ilgili sonrasında da başka gelişmeler oldu. Yanlış hatırlamıyorsam 2011 seçimleriydi. O süre da AK Parti’de milletvekili olmak için bir teşebbüsünün bulunduğunu ben oldukça iyi biliyorum. 
 

Aydın Menderes'in son kitabının kapağı.jpg

Aydın Menderes’in son kitabının kapağı

 

– Aydın Menderes’in “Babam ve Ben” isminde kitabının ikinci sayfasında, “Bu kitabın telif gelirleri Adnan Menderes Demokrasi Vakfı’na bağışlanacaktır” ibaresi içeriyor. Sadece ortada bir Adnan Menderes Demokrasi Vakfı göremiyorum ben. Detaylı yanıtını istemiyorum fakat vaka nedir?

Sayın Faik Hocam, vallahi kutlama ederim. Gözünüzden kaçmamış o not. Şimdi kitabın ilk sayfasındaki o not kimseyi de pek ilgilendirmediği için, kısaca bir ihtimal bizim Adnan Menderes Vakfı kurma adına etkinlik içinde bulunduğumuzu düşünerek bu suali sordunuz. 

O vakıf bizimle ilgili değil. Yanlış hatırlamıyorsam o dönemde bu vakfın kurulmasıyla ilgili bir emek verme başlatılmıştı. Vakfın yönetim kurulu başkanlığını Sayın Süleyman Asil yapacaktı. Bu hususu Sayın Asil bizzat bana kendisi de ifade etmişti ve Aydın Menderes’in eşi Ümran Hanım da bahsetmişti.

Zira benim de bir vakıf kurma çalışmam vardı. O an için bu tür emek vermeyi durdurmamızı, kendilerinin bir vakıf kuracağını bizzat bana ve arkadaşlarıma ifade etmişti. Fakat sonrasında ne oldu, bilmiyorum. Bilebildiğim bu kadar.

Bu bölüm, mevzuyla ilgili referans noktalarını ihtiva eder. (Related Nodes field)

– Sayın Yüksel Menderes’in malum intihar meselesi var. Siz bu hadisenin kuşkulu olduğundan bahsetmiştiniz. Aslen kati olmamakla beraber Aydın Bey de dâhil Menderes’in üç oğlunun ölümlerinin bazı şüpheleri bununla beraber getirdiğini ifade etmiştiniz. Gerekçeniz nedir? 

Kesinlikle. Evet, oldukca mühim. Doğal, bu probleminin yanıtını vermeden ilkin şu tespiti bir yapmak lazım: 1960 ihtilalinden sonrasında günümüze kadar bu Menderes adı tüm eksiğiyle, fazlasıyla hâlâ var ve önemlidir. Kimseyi de ilahlaştırmanın bir anlamı yok. Bu memlekete kim hizmet ettiyse, ilke olarak yâd etmek durumundayız. Bunu görüp yaşıyoruz.

Anıt mezardaki yerimize her gün yurdun dört bir yanından, değişik bölgelerden insanoğlu geliyor. Şunu anlıyorum ki her evde hayra yada şerre bir tane Menderes hatırası var. Bilhassa 1960’tan kısaca bu başvekilin şehit edilmesinden sonrasında, bu milliyetçi-muhafazakâr kesimde Menderes’e karşı efendim, alakanın her geçen gün arttığını biz gördük, görüyoruz. 

Bunu nereden tescil ediyoruz? Kurulan tüm siyasal partiler hep araç-gereç olarak onu (Menderes adını) kullanıyor. Demirel kullandı, Özal kullandı, Çiller kullandı. Şimdi de AK Parti işine geldiği süre kullanıyor kısaca.

Bir yanıyla güzel doğal… O şekilde ifadeleri de kullanmaları güzel fakat fiili durum o şekilde mi? O da tartışılır. Dolayısıyla o şekilde artarak gelen bir teveccüh var. Her insanın de imrenerek takip etmiş olduğu bir gömü var orada. Bu hazineye haiz çıkabilmek oldukca önemlidir.

Aydın Abi sağ olduğu sürece bu hazinenin muhatabı ve sahibi oydu. Daha geriye gidersek örnek olarak Yüksel Bey ve Mutlu Bey’i ben tanımadım. Fakat tanıyanlardan büyük abilerimizden dinlediğim kadarıyla örnek olarak Yüksel Bey tam bir devlet adamıymış. Hariciyeci. Rahmetli Başvekil babası da onun üstünde o manada fazlasıyla durmuş. Ne yazık ki o da 1972 senesinde intihar etti örnek olarak. O şekilde dendi, sadece intihar etmesini gerektiren hiçbir sebebin olmadığını oldukca duyduk etrafındaki arkadaşlardan ve halen yaşayan büyüklerimizden. 

Aydın Abi’den de dinlediğimiz kadarıyla (intihardan) bigün evvelinde oldukça müstesna şekilde bir arada bulunmuşlar, etmişler vesaire. Sabah da işte gidip havagazının musluğunu açıp intihar etmiş olduğu noktasında bir notla karşılaşmışlar. Gerçekte o konulmuş olan not da tartışılır. Hemen sonra bunlar konuşuldu. Şu demek oluyor ki vefat etmesiyle ilgili bir ciddi bir kuşku var Yüksel Bey hadisesinde. 

Keza 1976 senesinde Mutlu Bey de gene bir trafik kazasında yaşamını kaybediyor. Ankara Tunalı Hilmi Caddesinde karşıdan karşıya geçerken bir aracın çarpması neticesi vefat etmiş olduğu noktasında hep kuşku var. Bir de enteresan, her iki vaka da mart ayında oluyor. 
 

Aydın Menderes AA.jpg

Aydın Menderes  / Fotoğraf: AA

 

Doğal, bu şüpheye düşmemizin sebebi de (ki Aydın Abi bunu tescil ettirdi) bizzat Aydın Abi’nin başına gelenlerdir. 

Yüzde 70 sağ seçmenin olduğu toplumun büyük bir kesiminde Menderes’e karşı bir teveccüh var. Şimdi bu materyali iyi değerlendirmek lazım… Fakat iyi mi değerlendireceksiniz? Türkiye’yi dizayn etmek isteyen güçler muhakkak oraya kullanabilecekleri, kendi lehlerine olan bir profili getirmek adına Yüksel Bey’de, Mutlu Bey’de, Aydın Abi’de bu şekilde bir profil görmediler.

Bu profiller, o dış güçlerin hayal etmiş olduğu insan profili olmadığı için ortadan kaldırıldılar. Ben bunu bu şekilde görüyorum. 

Aydın Bey de trafik kazası (15 Mart 1996) sonucu ağır yaralandı, sağlığını yitirdi. Kaza hususunda şüpheye düşmedim açıkçası. Aydın Abi’nin geçmiş olduğu yerden bir traktörün çıkması tesadüftü. Zira otomobilde şoförle birlikte iki şahıs daha vardı. Fakat kaza sonrasında Ankara’da hastaneye kaldırıldı, ABD’ya gidip tedavi görmüş oldu vesaire. 

Ölümünden ortalama bir beş altı ay evveline, hatta üç ay evveline gidersek şunu görüyoruz: Aydın Abi tıp konusunu da iyi bilmiş olduğu için içtiği ilaçlara kadar çözümleme yapardı. Onun enteresan bir beslenme şekli vardı. Kalori hesabına gore beslenirdi. Her gün 2800-3000 kalori civarında gıda alırdı. İşte fındıkta ne kadar var? Suda ne kadar? Bu tarz şeyleri bilirdi. 

Bir de hareket edemediği için o şekilde beslenmek mecburiyeti de vardı. Dolayısıyla örnek olarak Ankara’daki ilk 20-25 gün yatmış olduğu hastanede Aydın Abi’nin vücut kimyası bozuldu. Dengelerini bozdular. Bunun akabinde de Yıldırım Beyazıt Hastanesi, Turgut Özal Üniversitesi Habtanesi, vs… Ben bunu inanarak söylüyorum açıkçası. Kendi tespitlerim ve duyumlarım da var ilk ağızlardan.

Yoğun bakımına geçeceği gün Aydın Abi’nin Sayın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’le de bir telefon görüşmesi yapmış olduğu odada bulunanların bizatihi ifadeleridir. Hatta ben de sormuş oldum, ne konuşuldu etti diye. Bana, vakası şu şekilde izah ettiler: Abdullah Bey’i aradık. Aydın Bey, telefonda konuşurken, “Abdullah, Abdullah beni öldürecekler, beni buradan çıkar!” demişti. Evet. Bu tescilli bir sözdür. Bunu hepimiz bilmez fakat Menderes aile efradı ile camiamızdaki hepimiz bilir.

Bu konuşmadan bir iki saat sonrasında Dr. Recep Akdağ, yanında iki üç tane profesörle geliyor. Aydın Abi’yi alıp Yıldırım Beyazıt Hastanesi’nin yoğun bakımına koyuyorlar. O safhadan sonrasında ben yurtdışındaydım. Döndüm, geldim. Üzülerek söylüyorum doğal. Halen kelimelerle izah edemiyoruz.

Aydın Menderes şeklinde birinin o hastanenin yoğun bakımına götürülmesi kadar hatalı bir şey olması imkansız. GATA var, Ankara’da daha değişik donanımlı hastaneler var. Yoğun bakım dediğimiz, aslına bakarsanız sekiz on odadan oluşan bu şekilde perdelerle bölünmüş ve girenin çıkanın belli olmadığı oldukca enteresan bir mekân… Aslına bakarsan orada da vefat etti, 23 Aralık 2011’de. Tanrı mekânını aden eylesin! 

Aydın Abi’nin ölüm şekli ve son iki aylık süreci, yeri ve zamanı vardığında kesinlikle tartışılıp konuşulacaktır. Zira Aydın Abi bir ölümcül hasta değildi. Anlaşılan kolay bir soğuk algınlığından dolayı Ankara’da milletvekillerine mahsus anlaşmalı hastaneye gidiyor. Orada ona kati tıbbi bir müdahale yapılıyor ve tüm dengelerini bozuyorlar. 

– Kısa bir süre ilkin Sayın Cumhurbaşkanı R. T. Erdoğan, mealen şöyleki demişti: “Biz, Menderes geleneğinin devamıyız.” Sizce mevcut iktidar bu geleneğin devamı mı? 

Bu probleminin cevabı için ilkin Menderes’i ve onun temsil etmiş olduğu fikri iyi idrak etmek lazım. Bu mevzu bir yanda Tayyip Bey, bir yanda Başvekil Menderes duruyor meselesi değil. Onlar aslına bakarsanız karşılaştırma edilemez. Hem yaşadıkları dönem, hem devlet adamlığı, hem de meziyetleri itibarıyla her ikisi birbirinden farklıdır. Aslına bakarsan onu konuşamayız. Konuşmak da doğru olmaz. 

Birazcık evvel ne demiştim? Ortada bir anane, bir gömü ve cevher var. AK Parti de gerektiğinde, örnek olarak seçimler yaklaştığında bu defineyi kullanma yoluna gidebiliyor. Başka süre ağızlarından duymazsınız Menderes kelimesini. 

Rahmetli başvekilin başlangıcında bulunmuş olduğu Demokrat Parti’nin beş umdesi vardı. Bir tanesi ulusal ve tinsel değerlere ehemmiyet vermektir. Bunun içinde dini umdeler de olabilir. Örfümüzden gelen saygı, sevgi olur… Aklınıza gelen her şey olabilir. Fakat onların uyguladığı sistemle, günümüzdeki uygulanan mevcut sistem o denli değişik ki!

Kolay bir örnek vereyim: Bugün camilerde hususi güvenlik görevlileri nöbet tutuyor. Tanrı’ın evinde, en mukaddes yerde, hususi güvenlik görevlisi ne iş yapar? Başka bir şey de söylemek istemiyorum… 

– Biyografinizi röportajın sonuna ekledik okuyucular için.  Demokratlar Konfederasyonu ve hedefleri hakkında bizi bilgilendirebilir misiniz?

Malum, geçen cumartesi (27 Ağustos) konfederasyonumuzun üçüncü olağan kongresini ifa ettik. Demokratlar Konfederasyonu tüzel kişiliği adı altında bünyesinde 4 federasyon ve 60’a yakın dernek bulunduran bir sivil cemiyet örgütüyüz.

Ülkemizin 50 kadar vilayetinde temsilcilikleri olan yapımızın büyük bir kesimini, (1946’da kurulup politika sahnesine çıkan) Demokrat Parti kökenli kişiler oluşturuyor. Kalan kesimi de toplumsal demokratlardan, muhafazakârlardan, liberallerden meydana geliyor. Adeta bir mozaik gibiyiz; çeşitli düşünce ve düşüncelere haiz arkadaşlarımızın, dostlarımızın, dava arkadaşlarımızın oluşturduğu bir sivil cemiyet örgütüyüz. 

Doğal ki bu yapı içinde, değişik görüş ve düşüncelerden arkadaşlarımız var. Tamamımız, ortak paydada buluşma hususunda hem fikiriz. Büyük Mustafa Kemal Atatürk’ün göstermiş olduğu yolda; demokrasiye inanan, özgürlüklere inanan, hak hukuk, hakkaniyet noktasında, ulusal kırılgan mevzular üstünde bir mutabakatımız var.

Bu manada değişik siyasal düşüncelerden arkadaşlarımızla birlikte faaliyetlerimizi yurt genelinde devam ettirmeye çalışıyoruz. Önümüzdeki dönemde umuyorum bir emek verme planımız da olacak. Daha çok ses getiren ve ülkenin, milletin hayrına olacak çeşitli faaliyetlere başlayacağız. 
 

Adnan Menderes Dernekler Federasyonu yetkilileri.JPG

Adnan Menderes Dernekler Federasyonu yetkilileri

 

– Demokratlar Konfederasyonu, bir sivil cemiyet kuruluşu. İktidardan herhangi bir yardım almayan, kendi gücüne dayanan bir konfederasyon. Doğru anlamış mıyım?

Doğru! Biz, kamu yararına çalışan, o statüde olan bir kuruluşuz. Sadece iktidardan nemalanan bir STK değiliz. Nemalanma meselesi hicap duyduğumuz bir mevzu. Maalesef kamu yararına çalışabilen statüde olabilmek için muhakkak bir yerlerle haşır neşir olmak gerekiyor.

Biz senelerce bu davaya gönül vermiş arkadaşlarımızın imece usulü katkılarıyla kendi imkânlarımız çerçevesinde etkinlik yürütmeye emek vererek tüm bu projeksiyonlar ile organizasyonları ifa ettik. 

Diğer taraftan bir yerlerden bir şey talep ettiğiniz süre bir bölgelere de bağlı oluyorsunuz. Şu anda biz Demokratlar Konfederasyonu olarak Türkiye’deki bilaistisna (istisnasız) tüm siyasal partilere eşit mesafedeyiz. 

Bizim ana temamız demokrasidir. Bu ülkede her insanın fikir ve fikirlerini özgürce konuşabileceği, özgürce anlatabileceği hür bir ortamda yaşamını ifa edebileceği, kimsenin kimseyi ötekileştirmediği, saygının, hoşgörünün, sevginin ön planda olduğu, bu ülkede yaşayan tüm yurttaşlarımızın rahat, mutlu olduğu bir Türkiye hayaliyle mücadelemize devam ediyoruz. 
 

Adnan Menderes Dernekleri Federasyonu'nun bazı yöneticileri. Yıl 2020..Kaynak-siyasetcafe.com .jpg

Adnan Menderes Dernekleri Federasyonu’nun bazı yöneticileri (2020)

 

– Adnan Menderes Dernekler Federasyonu, sizin kardeş kuruluşunuz mu?

Evet, öyledir. 

– Kongrenizdeki konuşmanızda da değinmiştiniz. Genel anlamda toplumsal demokratlarla muhafazakâr demokratların yakınlaşmalarını bir halde engellemiş olan ve karşı çıkan çeşitli çevrelerden söz ettiniz. Sizler ise toplumsal demokratları, demokratları, liberalleri ve muhafazakâr demokratları ortak paydasında (demokrasi, hak, hakkaniyet ve hukukun üstünlüğü şeklinde) buluşturmak istiyorsunuz. Doğru mu? 

Evet, oldukca doğru! Başından beri ifade ettiğimiz bir düşüncemiz var, o da şudur: Bu ülkenin
esas itibarıyla geleneksel iki büyük siyasal teşekkülü var. 

Cumhuriyet rejiminden bu yana bakacak olursak, iki büyük yapıyı görüyoruz: Biri toplumsal demokrat düşüncede insanların, yurttaşlarımızın oluşturduğu Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) kısaca kurucu irade diye hitap ettiğimiz, düşündüğümüz, bildiğimiz bir oluşum. Diğeri de 1946’dan sonrasında oldukca partili siyasal hayata geçtikten sonrasında kurulan ve halen fikir olarak, düşünce olarak mevcudiyetini sakınan Demokrat Parti (DP). 

CHP,  Özgür Fırka ve bilahare Ocak 1946’da Demokrat Parti’nin kurulması rahmetli İsmet İnönü beyefendinin devlet başkanlığı döneminde teşekkül eden, oluşup olgunlaşan bir siyasal proje… DP’yi kuranlar da rahmetli Celal Bayar, Adnan Menderes, Refik Koraltan, M. Fuad Köprülü. Bunlar da büyük Mustafa Kemal Atatürk’ün takdirine mahzar olmuş insanoğlu. 
 

Demokratlar Konfederasyonu ,İsmet İnönü ile C. Bayar ve A. Menderes geleneğini uzlaştırmak amacında. Görsel-independent Türkçe_.jpg

Demokratlar Konfederasyonu, İsmet İnönü ile Celal Bayar ve Adnan Menderes geleneğini uzlaştırmak amacında 

 

Rahmetli Koraltan devletin mühim bir valisi, rahmetli Bayar üçüncü Cumhurbaşkanımız, Mustafa Kemal Atatürk’ün başbakanı, ekonomi bakanı, Ulusal Savaşım’de sıkıntılı mücadeleler vermiş bir asker. Diğer tarafta rahmetli Menderes; Ege Bölgesinde, Aydın’da tarımla, çiftçilikle uğraşan tahsilli bir zat. 

Hepsi de günün şartlarına gore memleket meselesine vakıf olmuş insanoğlu. Bunların tamamı 1946’ya kadar CHP içerisindeydiler. CHP’nin siyasal düşüncelerine karşı bir araya gelmiş, memlekete hizmet etmek için yola çıkmış olan devlet adamları. 

Bir de şu açıdan bakmak lazım: Sayın Bayar, rahmetli Cumhurbaşkanımız da anılarında belirtmiş ve çeşitli yazarlar da hep yazıp neşretmişlerdir. CHP ile Demokrat Parti’nin program ve tüzüklerinde esas itibarıyla oldukca büyük farklar da yoktur. Bir iki nüans vardır. Biri karma ekonomiden, diğeri özgür piyasa ekonomisinden yanadır. Hatta özgür piyasa ekonomisini korumak için çaba sarfeden Demokrat Parti, 1955’ten sonrasında KİT’lere (Kamu İktisat Teşekkülleri) ehemmiyet vererek bir nevi devletin ticaretin içine girmesine de vesile olmuştur. 
 

Demokratlar Konfederasyonu, CHP ile Demokrat Parti geleneği arasında çok fark olmadığı kanısında.jpg

Demokratlar Konfederasyonu, CHP ile Demokrat Parti geleneği içinde oldukca fark olmadığı kanısında

 

İki yapı içinde bu şekilde oldukca derin, oldukca engin bir farklılık olmadığını da aslına bakarsanız biliyoruz. O şekilde üstünde konuşulabilecek, tartışılabilecek bir iki mevzunun haricinde farklılık yok. Bu şekilde bir noktada birazcık evvel isimlerini zikretmiş olduğum dört devlet adamı, zor şartlarda devletine, milletine ve bu ülkeye hizmet etmiş büyük Mustafa Kemal Atatürk’le bir arada olmak şeklinde bir şerefe nail olmuş olan bu insanoğlu, 1945 yılından başlayarak yayınladıkları “Dörtlü Takrir” esası üstünde 7 Ocak 1946’da Demokrat Parti’yi kurmuşlardır.

1950’den sonrasında Türkiye’de oldukca partili siyasal yaşam , bir nevi “demokrasi bayramı” diye addedebileceğimiz fakat tamamını da gene burada tescil etmemiz ihtiyaç duyulan bir mevzu var: Bu işler, devrin Cumhurbaşkanı rahmetli İnönü’ye karşın de yapılmadı. İnönü de ülkenin ve dünyanın şartları itibarıyla artık Türkiye’de oldukca partili siyasal hayata geçilmesinin lüzumlu bulunduğunu savunup ifade etmiştir. 

Burada bilhassa şunu belirtmek isterim: Günümüzdeki Demokrat Parti ile 7 Ocak 1946 tarihinde kurulan Demokrat Parti içinde oldukca fark var. Şu demek oluyor ki uzak görüşlü o insanoğlu, 7 Ocak’ta Demokrat Parti’nin kuruluşu esnasında ortaya konan program, tüzük ve parti çalışmalarıyla bugün dahi Türkiye’nin zaruri gereksinimlerini öngörebilmişlerdir. 

Ocak 1946’da o günkü CHP ile ile DP’nin ülkeyle ilgili düşüncelerini ortaya koysanız, Türkiye’nin dertlerine derman olacak projeler bunlardır kabul edebilirsiniz. 
 

DEVA Partisi Başkanı Ali Babacan, Adnan Menderes Federasyonu ve Demokratlar Konfedarasyonu yetkilileriyle. Kaynak-DEVA Partisi .jpg

DEVA Partisi Başkanı Ali Babacan, Adnan Menderes Federasyonu ve Demokratlar Konfedarasyonu yetkilileriyle / Fotoğraf: DEVA Partisi

 

Şunu açık ve net söylemek isterim: Esas itibarıyla CHP ile DP’nin aralarında genel manada büyük bir fark yoktur. İkisinin de aslı, deposu aynıdır.

Her iki siyasal parti de büyük Mustafa Kemal Atatürk’ün açmış olduğu yoldan refahı, kalkınmayı, sanayileşmeyi ve tarımı önemseyen; bu ülkenin her bölgesinde yaşayan her vatandaşımızın ülkenin ulusal gelirinden eşit şartlarda faydalanmasını korumak için çaba sarfeden faaliyetler içinde olan tüzel kişiliklerdir. 

Her ne kadar değişik değişik siyasal partilerde olsalar dahi, bakın tarih tekerrür ediyor. İşte bugün Türkiye’de de bu “Altılı İttifak” dediğimiz çatı altında bir Demokrat Parti Sayın Genel Başkanı ile CHP’nin Sayın Genel Başkanı bir araya gelip ülkenin hayrına olan her mevzuyu uygarlık çerçevesinde tartışıp konuşabiliyorlar. 
 

Celal Bayar, İsmet İnönü ve Andan Menderes.jpg

Celal Bayar, İsmet İnönü ve Andan Menderes

 

– Kongrenizdeki konuşmanızda da onlarca kere dile getirildi: “Ayrılmaz Üçlü” diye tanım edilen üç devlet adamı Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü ve Celal Bayar idiler. Tanımdan şunu anladım: Bugünkü kutuplaşmada alternatif olabilecek bir uzlaşma isteniyor. Ülkenin ortak paydası olması ihtiyaç duyulan demokrasi, hak-hukuk-adalet paydasında buluşma anlamında. Geçmişten günümüze gelen mesajın vurgusu sanırım buydu? 

Fazlaca doğru tespit etmişsiniz. 

– Teşekkür ederim

Ben teşekkür ediyorum. Bu şekilde bir imkân tanıdınız. Hayırlı günler temenni ediyorum.
 

Fatih Kavaloğlu.jpg

Demokratlar Konfederasyonu Yönetim Kurulu Başkanı Fatih Kavaloğlu

 

Sadullah Fatih Kavaloğlu kimdir? 

20 Ağustos 1961 İstanbul doğumludur. Tevfik ve Nermin Kavaloğlu’nun erkek evladıdır. Sarıyer Pertevniyal İlkokulundan sonrasında orta ve lise eğitimini Yıldız Kolejinde tamamladı. Eskişehir Anadolu Üniversitesi Gezim ve Otelcilik Yüksek Okulu ile İktisat Fakültesi Internasyonal İlişkiler bölümünden mezun oldu.

1983 senesinde etken siyasal hayata atıldı. Anavatan Partisi Sarıyer ilçe teşkilatının kurucusu ve başkanlık divanı üyesi idi. Büyük Değişiklik Partisi ve Demokrat Parti’de ilçe başkanlıkları ve il başkan yardımcılıkları görevini yapmış oldu. 
1995 yılı seçimlerinde Refah Partisinden İstanbul 3. Bölge talibi oldu. Demokrasi adına kurulan pek oldukca STK’da kurucu başkanlık ve yöneticilik yapmış oldu. İstanbul Topkapı’da Adnan Menderes adına inşa edilen Anıtmezar’daki külliyenin ortalama 30 yıl süresince türbedarlık ve benzeri hizmetlerini dostlarıyla beraber gönüllü olarak yapmış oldu. 
1960’ta Yassıada’da kurulan mahkeme heyetinin verdiği antidemokratik ve mesnetsiz kararların keenlemyekün (asla olmamışçasına) yok sayılması için birçok etkinlik düzenledi.

Halen Demokratlar Konfederasyonu Başkanlığı görevini sürdürmektedir. İş adamı olup Fenerbahçe Spor Kulübü Yüksek Divan üyesidir.

*Bu makalede yer edinen fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

mersin escort antalya escort bursa escort antalya escort istanbul evden eve nakliyat fethiye escort escort bayan