• Per. Eki 6th, 2022

Bir saldırının hikâyesi ve Elazığ provokasyonunun düşündürdükleri

Byadmin

Eyl 21, 2022

Yıl 1975… 12 Ekim 1975’te yapılacak senato yenileme seçimleri için CHP lideri Ecevit de tıpkı öteki liderler benzer biçimde sahada.

Ecevit’in seçim emek vermesi için meydanda olduğu günlerde, tüm 1970’ler süresince olduğu benzer biçimde, gene kendisinin ve partisinin başına gelmeyen kalmaz. 

İşin tesadüfi yanı, Ecevit’in seçim startını verdiği yerin Elazığ olması ve Ecevit’in konuşmaya başlamasıyla eşgüdümlü olarak bir kitlenin “Kahrolsun komünistler” sloganlarıyla CHP’lilere taşlı-sopalı saldırılarda bulunmasıdır.
 

 

Tesadüfler bu şekilde de sınırı olan değildir. Türkiye’nin kan gölüne döndüğü bu süreçte, Türkiye’de bugünün iktidar blokunu oluşturan iki parti geleneğinin öncül partileri de (MSP ve MHP) Milliyetçi Cephe’nin ortağıdır.

O şekilde ki, bu saldırının yaşandığı gün Ankara’da da garip bir toplantı vardır. MHP lideri Türkeş’in TBMM’deki makamında meydana getirilen toplantıya devrin MİT Müsteşarının yanı sıra, bazı generaller ve İçişleri Bakanı Oğuzhan Asiltürk de iştirak etmiştir.

Ecevit, toplantının hazirûnu ve yaşanmış olan vaka içinde bir bağlantı kurarak bu toplantının paralel bir ordu ve paralel bir MGK kurulduğu anlamına geldiğini vurgulamıştır. 

Ecevit’in efsaneleştiği bugünlerde, hiçbir koşulda bir araya gelemeyen ve birbirlerinin boş bıraktığı hamasi sahaları doldurma iddiasıyla kurulan sağ partiler, Aydınlar Ocağı’nın yürüttüğü lobiciliğin de yardımıyla, ihtimaller içinde bir erken seçimde Ecevit’in oyları silip süpüreceği endişesiyle kurmuş oldukları Milliyetçi Cephe hükümeti ile bir araya gelmişlerdi.
 

Milliyetçi Cephe hükümeti.jpg

Milliyetçi Cephe hükümeti

 

Sadece bu da yetmemiş, bu yıllarda birbirini izleyen senato, TBMM, senato yenileme ve TBMM ara seçimlerinde CHP’ye cehennemi yaşatmışlardır.

Ecevit’in müesses düzen, onun siyasal alandaki temsilcileri ve kontrgerillada yarattığı bu rahatsızlığın temel sebebi, onun toplumu barıştırma iddiasıydı. 

Bundan dolayı o, “zamanı yanılgı” teziyle din ve laikliği karşı karşıya koyan ve ilericilik-gericilik yorumlarını bunun üstünden meydana getiren sağdaki ve soldaki anlayışları bertaraf ederek topluma aslolan çelişkiyi, doğrusu tutumsal alanda yaşanmış olan çelişkiyi gösterip toplumsal barışı sağlamaya adanmıştı.

Bu yolla o, toplumu bu yolla manipüle edip zenginleşenler ve onun siyasal temsilcilerinin elinden en mühim kozunu alırken, bununla beraber CHP tabanının tek parti döneminden kalan katı laiklik politikasını da ehlileştirmesinin önünü açacaktı.

Nitekim o, bu düşünceler ışığında 1974’te MSP’yle koalisyon da kurmuştur. 

Bu bölüm, mevzuyla ilgili referans noktalarını ihtiva eder. (Related Nodes field)

Aradan seneler geçti ve Türkiye değil toplumsal barışını sağlamak, travmalarına travmalar ekledi.

12 Eylül, Diyarbakır Cezaevi, 1990’larda Güneydoğu’da yaşananlar, 28 Şubat ve faili meçhuller, Ergenekon, Roboski, Seyahat Şehitleri… 

Yaşanmış olan her travma toplumu daha da böldü ve hepimiz kendi acısını biricik sayarak karşısındakine bu acının arkasından hınçla yöneldi.

Günün sonunda acı yarıştırmanın kendisi bir acı hâline geldi ve toplumsal sulh boğuldu.

İşte bu boğulmadan çıkan kutuplaşma hem iktidarı 20 senedir iktidarda tuttu hem de yalnızca bir avuç varlıklı tutumsal nimetlerden her gün daha çok faydalanırken, toplumun geri kalanı bilgili bir tercihle, çok büyük bir servet transferiyle günden güne yoksullaştırıldı. 

İşte bu aşamada CHP lideri Kılıçdaroğlu ortaya çıkarak Ecevit’in mirasına sahiplendi ve hedefine iktidarın günden güne daha da zenginleştirdiği bir avuç zengini beş müteahhit nezdinde kategorize ederek “beşli çete” ifadesini kullandı.

Bunun karşısına iktidarın tutumsal tercihlerinden mustarip olan halkı “sevgili halkım” söylemiyle koyan Kılıçdaroğlu, aslolan, doğrusu tutumsal sahadaki çelişkiyi gözler önüne serebilmek için iktidarın kutuplaştırma kozunu elinden alması icap ettiğini de algı etti.

Bu anlayıştan ortaya çıkan kavram da “helalleşme” oldu. 
 

Kılıçdaroğlu’nun bu çağrısı hem kutuplaşmayı can suyu olarak gören iktidar blokunda hem iktidar gitse de müesses nizamın devamını isteyen kadrolarda hem de ana para gruplarında büyük bir hastalık yarattı.

Bu da Kılıçdaroğlu’nun yer yer kendisinden görmeye alışık olmadığımız sert çıkışlar yapmasına neden olan yoğun bir saldırıya maruz kalmasına sebep oldu.

Önceki gün Elazığ’da yaşanmış olan provokasyon da bu saldırıların bir uzantısıydı.

Sadece Kılıçdaroğlu, son aşama zekice bir hamleyle hedefin kendisi değil, toplumsal sulh çabası bulunduğunu ifade eden toplumsal medya paylaşımları yapmış oldu ve vakası iktidarın istediğinin aksine kişiselleştirmek yerine toplumsallaştırdı.

Dolayısıyla şunu hatırlatmak gerekir ki, Kılıçdaroğlu’na dönük sözlü ya da fiziki saldırılar ile saygınlık suikastlarının amacı kişisel olmaktan fazlaca, toplumsaldır.

Bu anlayışla hareket edenler, kişisel ikballerini toplumsal barışa önceleyenlerdir.

Bu tür vakalarda Kılıçdaroğlu’na omuz vermek, onunla kurduğumuz duygusal ilişkiden bağımsız şekilde toplumsal barışa duyduğumuz özlemle ilişkilidir.

Eğer bu kriz anlarında onunla dayanışmazsak, iktidarın yaratabileceği ihtimaller içinde kaos senaryolarına da davetiye çıkarmış oluruz. 

 

 

*Bu makalede yer edinen fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

mersin escort antalya escort bursa escort antalya escort istanbul evden eve nakliyat fethiye escort escort bayan