• Per. Ara 1st, 2022

Cenup Afrika’da, 2022 IRCICA Internasyonal İslam Uygarlığı Kongresi

Byadmin

Eki 5, 2022

Asla kuşku yok ki İslam medeniyetinin nüfuz etmiş olduğu sahalardan biri de Afrika kıtasıdır.

İslam dini Afrika’ya girmeden evvel Peygamber Muhammed’in (SAV) yakın arkadaşı Müezzin Bilal el Habeşi, Afrika kökenli ilk Müslüman olarak kıtayla bir bağlantının kurulmasana vesile olmuştu.

Hemen sonra Hz. Ömer dönemindeki fetihlerle İslam’ın Afrika’ya yayılması başlamış, Abbasiler döneminde ise Mısır, Arapça eserlerin okutulmuş olduğu bir ülke haline gelmişti.

Bu zamanda Mısır’ın idaresini ele alan Tulunoğulları ile Türkler, Afrika’ya Türk-İslam mirasını bırakmış oldular.

Memlük ve Osmanlılar döneminde ise Afrika, Somali’ye kadar Türklerin hakimiyetinde bayındır ve iskan edildi.

İbn Haldun, Türklerin Afrika’da camiler, medreseler, hastaneler ve köprüler inşa ettiğini yazar. Bu önemli gelişmeler artık Afrika tarihinin bir parçası olmuştur.

Bu yıl Cape Town’da IRCICA ve AWQAF himayesinde 16-18 Eylül tarihlerinde düzenlenen Cenup Afrika’da İslam Kongresi‘ne birbirinden kıymetli ilim adamları katıldı.
 

1.jpg

(Soldan sağa) Cenup Afrika Tecim ve Endüstri Bakanı Ebrahim Patel, kuzeni Hesham N. Efendi ve Halim Gençoğlu

 

Katılımcılar içinde Cenup Afrika’nın Tecim ve Endüstri Bakanı Ebrahim Patel’in açılış hitabı programa damgasını vurdu.

Bu vesileyle konuşmanın metnini çeviri ederek burada paylaşmakta yarar görüyoruz:

Ebubekir Efendi’nin torunu Tecim ve Endüstri Bakanı Ebrahim Patel’den Afrika’da İslam üstüne notlar:

Dünyanın dört bir yanından seçkin bilim adamları ve ziyaretçiler, Büyükelçiler, Milletvekilleri, ulema üyeleri ve İslam İşbirliği Teşkilatı ve Kültür Araştırma Merkezi temsilcileri.

Sevgili kardeşlerim, 

Çağrı için yetkililere fazlaca teşekkür ederim (Tramakassie).

Cenup Afrika’da 3’üncüsü düzenlenen Internasyonal İslam Uygarlığı Kongresi‘nin bu mekanda yapılmasından ve bizzat burada beraber olduğumuz için hakkaten fazlaca mutluyum.

Bu etkisinde bırakan programı bir araya getirdikleri için organizatörlere teşekkür ediyorum. Önümüzdeki iki gün için planlanan oturumları gördüm ve keşke daha evvel araştırmalarınızdan, tartışmalarınızdan ve yazılarınızdan bir şeyler öğrenmek için yanınızda olma fırsatım olsaydı.

Kongrenin geniş çerçevesi tarih, modern devlet, gelecek perspektifleri ve Cenup Afrika’daki İslam uygarlığı üzerinedir. O halde tarihle başlamış olalım:

İnsanlar hakkaten niçin zamanı inceliyor ve biz niçin tarihimizi incelemeliyiz ve “biz” kimiz?

1377’de bir Şimal Afrikalı tarihçi yazar İbn Haldun, tarih, sosyoloji ve ekonomiyi kapsayan daha titiz bir çerçevenin temellerini atarak, bilmiş olduğu benzer biçimde bir dünya zamanı yazma girişiminde bulunmuş oldu.

El-Mukaddime başlıklı eserinin giriş bölümünde İbn Haldun, şu şekilde diyor:

Tarih, uluslar ve ırklar içinde yaygın olarak yetiştirilen bir disiplindir. Merakla aranır. Sokaktaki adamlar, bayağı insanoğlu bunu bilmek istiyor. Krallar ve liderler bunun için yarışır. Hem bilginler hem de cahiller onu anlayabilir.

Görünüşte tarih, siyasal vakalar, hanedanlar ve uzak geçmişin oluşumları hakkında atasözleri ile zarif bir halde sunulan ve baharatlanmış bilgilerden başka bir şey değildir. Büyük, kalabalık toplantıları ağırlamaya hizmet eder ve bizlere insan meseleleri hakkında bir anlayış getirir.

Değişen koşulların (insan meselelerini) iyi mi etkilediğini, bazı hanedanların dünyada iyi mi daha geniş bir yer işgal ettiğini ve çağrıyı duyana ve süreleri dolana kadar dünyaya iyi mi yerleştiklerini gösterir.

Öte taraftan tarihin içsel anlamı, vurgunculuk ve gerçeğe yetişme girişimi, mevcud şeylerin sebepleri ve kökenlerinin ince bir açıklamasını ve olayların iyi mi ve nedenine dair derin bir bilgiyi ihtiva eder. Tarih bu yüzden, felsefeye sıkı sıkıya bağlıdır.

Ayrıca İbn Haldun, temel önermesini ortaya koymasından 600 yıl sonrasında resmileştirilen yüksek vergilerin azalan getirileri hakkında bir ekonomik kuram olan Laffer Eğrisi’ni evvelde şekillendiren emek vermesi için Ronald Reagan tarafınca alıntılanması benzer biçimde alışılmadık bir ayrıcalığa haizdir. 

Peki bizim tarihimizi kim konu alıyor?

“Aslanların tarihçileri olsaydı av hikayesi fazlaca değişik olurdu” diye bir atasözü vardır. Bu yüzden, birçoğu hakkında yazılan topluluktan, merhum Achmat Davids benzer biçimde öncülerden Yusuf Da Costa ve Shafiq Morton’a kadar birçok emek verme icra eden, gerçekleri ve ayrıntıları ortaya çıkaran ve yeni bakış açıları sunan akademisyeni memnuniyetle karşılıyorum ve büyüyen doktora tezleri ve bilhassa Halim Gençoğlu ve ötekiler benzer biçimde yabancı bilim adamlarının emek harcamaları ehemmiyet arz eder.

20’nci yüzyıl İngiliz tarihçisi EH Carr, 1961’de Cambridge Üniversitesi’nde verdiği bir takım derste ‘Tarih nedir’ sorusunu sormuş ve şu şekilde demişti:

Tarih nedir? sorusuna ilk cevabım, tarihçi ile olguları içinde devamlı bir etkileşim süreci, şimdi ile geçmiş içinde bitmeyen bir diyalog olduğudur.

Tarih emek vermesi, merakı gidermek yada büyük bireylere saygı göstermek için üretilmiş geçmiş olayların bir koleksiyonu değildir. Ne de bir hükümdarlar ya da ünlüler albümüdür.

Bunun yerine, toplumların vakit içindeki gelişimini inceleyerek dünyamızı, zamanımızı, kendimizi ve geleceğimizi anlama ve cemiyet olarak yaptığımız seçimler hakkında düşünce edinme girişimidir.

Evet, tarih ve kimliğin karmaşık bir ilişkisi var ve kimlik bir tek etnisite şu demek oluyor ki soy ile tanımlanamazken, o da kısmen tarihimizin bir parçasıdır.

Ve bugün hitap ettiğim topluluk için bu, Müslümanlar ve güneyden gelen Afrikalılar olarak kimliğin kesişimiyle ilgilidir.

Ve bir ihtimal böylece tarihimizin bir tek bir kısmına değil, tamamına haiz çıkıyoruz.

O halde Cenup Afrika’daki tarihimiz nedir?

İnsanoğlunun geçmişi Adem’den beri yüzbinlerce senedir karakterize edilen, insanların göç hareketleriyle şekillenmiş bir tarihtir.

Cape (Town) mağaralarında 100 bin yıldan daha eski insan yaşam alanı olduğuna dair kanıtlar var; ve hakkaten de Gauteng’deki Sterkfontein mağaralarında fazlaca daha eski dönemlere ilişik arkeolojik kayıtlar, Adem’in bu huzursuz evlatlarının Afrika’dan çıkıp tüm nüfusu doldurmak için hareketini gösteriyor.

Adem’in evlatları çöllerden donmuş topraklara, adalardan büyük kara kütlelerine kadar dünyanın bazı bölgelerine, dere ve okyanus yerleşimlerinden vadilere ve dağlık alanlara göçtüler.

Batı Afrika’dan ve kıtadaki büyük göller bölgelerinden gelen bir başka büyük göç olan Abantu’nun hareketi ise, Nguni halkının ve mevcut gerçekliğimizin ve toplumlarımızın gelişimini şekillendirdi.

Afrika’da İslam çağlarında tecim, fikirlerin ve malların değiş tokuş edilmesinde kilit bir yol haline geldi.

Bu tarih, bin yıl ilkin Sofala’ya yerleşen ve yerlilerle evlenen Yemen ve Umman’dan gelen tüccarları ve hemen sonra İslam’ı bugünkü Mozambik’e getiren Kilwa İslami saltanatının en cenup kısmı haline gelen Persleri de ihtiva eder.

Bu öykü, Malavi ile doğu sahil tecim toplulukları arasındaki ticari bağlantıları da dahil eder.

Bugünkü Limpopo’da Cenup Afrika’nın Mapungubwe uygarlığı ile ortalama 1000 yıl ilkin Swahili kıyılarındaki İslam uygarlıkları arasındaki ticari birlikteliğin kanıtlarını bilmeliyiz.

Ve Capeli olduğum için, bölgedeki Müslüman medeniyetlerinin tüm tarihlerini kapsamasa da, kesinlikle en zenginlerinden bazılarını kapsayan Afrika kıtasının bu minik parçasına tarihsel merceğimi koymama salık verir.

Bu tarih, Cape’de sömürge yerleşimine ve Asya baharat topraklarının işgaline neden olan Avrupa bulgu ve fetih yolculukları ve ek olarak çağdaş Endonezya adaları halkının direnişinin zamanı tarafınca şekillendirildi.

Hollandalılara direnenlerin bir kısmı siyasal mahkumlar yada sürgünler olarak Cape’e gönderildi.

Bu, 1654’te Cape’e getirilmiş olduğu bildirilen mahkumdan 1694’te Şeyh Yusuf’un sürgününe ve 1780’de Abdullah ibn Qadi Abdussalam’ın (Tuan Guru) Robben Adası’nda hapsedilmesine kadar bir buçuk yüzyılı kapsıyordu.

Doğu Afrika, Endonezya, Malabar kıyıları ve Batı Afrika’dan yakalanan, ailelerinden koparılan ve Cape’e getirilen emekçi insanların da tarihidir.

O emekçiler, Hollanda yerleşiminin ilk yıllarından itibaren yerleşimcilerin tarlalarında ve evlerinde köle olarak çalıştılar ve Cape halkının mutfağını, mimarisini, giysilerini, renk ve dokusunu şekillendirdiler.

Bu tarih, onların kimlik mücadelesini ve Endonezya’dan Cape’e ve Dârülislam’ın öteki bölgelerindeki köleleştirilmiş insanların direnişini ihtiva eder.

Macassar’da Şeyh Yusuf’un ders verdiği oduncuların hikayesi ile kölelikten kaçıp Cape dağlarına kaçanların hikayesi; bazıları sözlü geleneğin devam etmiş olduğu benzer biçimde, cesaretlerini muskalarla güçlendiren evliyalar tarafınca yönetilirdi.

Bunlara, 1806’da mescit hakkını ve dinlerini tam anlamıyla yaşama özgürlüğünü güvence altına almak umuduyla İngilizlerle savaşan Müslüman askerler de dahildir.

Ve köleliğe karşı savaşım kazanıldığında, bu tarih, köleleştirilmiş insanların ve siyasal sürgünlerin kızları ve oğulları olan koloninin işçi ve zanaatkarlarının deneyimlerini ihtiva eder.

1870’lerden anne ve babalarının mezarlıklarını kullanma hakkını korumak için çaba sarfetmek için verilen mücadelenin tarihini ve Abdol Burns’un öyküsünü de ihtiva eder.

Kentsel endüstri döneminde, 1917’de Cape’de daha iyi ücretler uğruna savaşmak için greve giden terzilerin öyküsünü 20’nci yüzyılda giyim ve inşaat sektörlerindeki sendikalar ve ümmetin soyundan gelenlerin önderlik etmiş olduğu siyasal örgütler izler.

Bu zamanı dilde, mutfaklarda, köle mahallelerinde ve hemen sonra 1834’ten sonrasında köleleştirilmiş insanların torunlarının evlerinde dövülen Afrikaanların doğum belgesinde okuyabiliriz.

Osmanlı bilgini Ebubekir Efendi’nin, Cape Town sokaklarının kelime dağarcığına, gramerine ve ritmine uygun Arap alfabesini kullanarak Beyanud Din‘i yazmak için kullandığı dil budur.

Abdullah İbrahim’in caz tınılarında ve damarlarından geçen Don Mattera‘nın şiirinde bunu duyabiliriz.

Afrika’daki Khoi, Xhosa ve Tswana, Nabi Muhammed SAW’ın arkadaşı Bilal ibn Rabah el-Habeşi’nin aynı inancında teselli ve sulh bulmuştur.

Bu zamanı, Hint alt kıtasından 1860’lardan itibaren İngiliz kolonisi Natal’ın şeker plantasyonlarına gelen sözleşmeli işçiler dalgasında da bulabiliriz ve takip eden tüccarlar, kolonide ve hemen sonra yeni metropol Johannesburg’un dükkanlarından mal satarak, Sophiatown’ın Grup Alanları Yasası sebebiyle yıkılmadan önceki canlılığına katkıda bulunmuş oldu.

Ve gemiyle sözleşmeli işçi olarak gelen Zanzibarlılar, o ahşap ve demir bir yapıda yakarış ettiler.

Bu hikayeyi, Afrika’nın öteki topraklarından, Somali, Nijerya, Fildişi Sahili ve Fas’tan İslam inancıyla yetişip Cenup Afrika’ya yerleşen, zamanımızda yoksulluktan yada zulümden kaçan yada fırsat arayan göçmenlerde de bulabiliriz.

Ve bu zamanı, Gugulethu’da ve Cuma namazında Kuran’ı Arapça okuyan ve geceleri Kuran’ın isiXhosa versiyonundaki çeviriyi okuyanlar içinde bulabiliriz.

Bu zamanı, ataları Avrupa’dan gelen ve dini benimseyen açık tende vatanseverlerde bulabiliriz ve Müslümanlarla yan yana savaşan yada Müslümanlarla hayatlar kuran diğerlerinde…

Bu zamanı, özgürlüğümüz için savaşan kurtuluş hareketinde, İmam Harun’un cesaretinde, Yusuf Dadoo’nun savaşım ve sürgün yıllarında, Afrika Ulusal Kongresi Genel Yazman Yardımcısı olan genç Yasmin Dangor’da bulabiliriz.

Ve ek olarak, Başkan Mandela tarafınca atanan ülkenin ilk Baş Yargıcı İsmail Mahomed benzer biçimde ülkemizin içtihadını şekillendirenlerin ve şu anki Başyargıçımız Ray Zondo ve ailesinin geçimini elde eden besin maddelerini elde eden Müslüman işadamının konusunda de.

Yeni demokrasinin ilk Hakkaniyet Bakanı Dulla Omar’den, mevcut dışişleri Bakanı Naledi Pandor’a ve Mandla Mandela da dahil olmak suretiyle birçok parlamenterde.

Kısaca sömürgeciliğe karşı amaXhosa savaşçılarının zamanı bizim de tarihimizdir.

Dolayısıyla bu topluluk, bir tek boeber ve daltjies sevenlerden oluşan ayrı bir “azınlık” grubu değil – gerçi boeber severler bizim bir parçamız ve ben kendimi onların bir parçası sayıyorum. 

Bu, başka yerlerden gelen ve dışarıdan bakanlar benzer biçimde bir yerde olan kalıcı ziyaretçiler yada turistlerden oluşan bir topluluk değil, bunun yerine, Cenup Afrika’yı oluşturan o varlıklı duvar halısının bir parçası olan modern toplumlarını şekillendiren bir topluluktur.

Dolayısıyla Cenup Afrika’daki Müslüman medeniyetinin zamanı, Cenup Afrika hikayesinin ayrılmaz bir parçasıdır.

Ve hikayemizi anlatmak, kimliğin başka bir parçası hakkında kültürden ve entelektüel gelenekten ayırt edilemeyen, bir tek o kültürün bizim hakkımızdaki öyküsünü bilen ve aslen o kültüre ve onun küresel amaçlarına hizmet eden bizleri fethedenler mi oluyor?

Bu, ortak doğum yerimiz olarak Afrika’nın hikayesiyle ilgilidir. 

Afrika’nın bugün dünyadaki yerini düşünün. 

– Dünya nüfusunun yüzde 17’si,
– Hemen hemen GSYİH ile ölçülen küresel çıktının bir tek yüzde 3’ü ve
– Küresel çelik ve otomobil üretiminin yüzde 1’inden azı.

Afrika’nın dünyayla olan ticareti hala büyük seviyede ekonominin birincil sektöründe, kazdığımız mineraller ve yetiştirdiğimiz meyveler ve kullandığımız petrol ile sanayileşme dediğimiz karmaşık katma değerin bir çok dünyanın başka yerlerinde Afrika ham petrolünü kullanarak gerçekleşiyor.

Hammadde olarak malzemeler, Afrikalıları İncil’deki odun yontucu ve su çekmecesi tarifine uygun durumda bırakıyor…

Bu, zenginliklerle kutsanmış bir kıtanın yüzleşmek zorunda olduğu sömürgeciliğin acımasız mirasıdır.

Tarih alınyazısı değildir. Kaderimiz bu mirası değişiklik yapmak. “Bellek silahtır” diyor Don Mattera otobiyografisinde.

Ve hafızadan, yoksulluk ve eşitsizlik gerçeğinden ve toplumsal hakkaniyet için savaşma emrinden esin alarak ve ekonomik gelişme, istihdam yaratma ve toplumsal kalkınma fırsatlarını görerek, geleceğimizi şekillendirmek için bizlere verilen becerileri kullanıyoruz.

Müslümanlar, Cenup Afrika’da fabrikalarda işçi olarak, firmalarda yönetici olarak, şirketlerde yatırımcı olarak, tıbbi bakımda uzman olarak, gençlerin öğretmenleri olarak zenginlik yaratmada ve toplumsal kalkınmayı yönlendirmede aktifler ve onların çabaları ve başarıları zannımca daha çok kutlanmalıdır. 
Müslüman girişimciler tarafınca işletilen işletmeler üretici olarak aktiftir.

Tecim icra eden, dijital teknolojilerde, bankacılıkta, gülmece işinde olan işleri yürütüyorlar.

Medya, kendi gelecek hikayemizi değiştirebilmek için harekete geçmemiz gerektiği anlamına geliyorsa, o vakit ne yaptığımıza dair birkaç örnek vermek isterim.

Kısa sürede, Afrika kıtasını kapsayacak yeni bir özgür tecim anlaşması için bir takım operasyonel yöntemi sonuçlandırdık.

Ülkeler içinde artan ticareti kolaylaştırarak 1,2 milyardan fazla nüfusa haiz 54 ülkenin ekonomilerini birbirine bağlamakla meşgulüz. Artan yatırım endüstri üretimi için büyük bir fırsattır.

Tarihsel olarak Apartheid sebebiyle dezavantajlı olan topluluklara Cenup Afrika pazarını açmak ve ekonomideki büyük tekellerin ve baskın firmaların enerjisini dizginlemek için Rekabet Yasası’nda yasa değişimleri yaptık.

Yaşam alanımız olan dünyayı korumak ve beslemek ve hem de elektrikli vasıta üretimi, düşük karbonlu üretim için ekonomik fırsatlar yaratmak için ekonomiyi daha yeşil bir gelişme yoluna kaydırmaya destek olmak için bir endüstriyel destek programı başlattık. 

Yeni işletmeler açmak için toplulukta kullanılabilecek ana para, bir gelişme ve iş yaratma deposu olabilir ve bu fırsatlar üstünde mahalli işletmelerle emek harcamayı dört gözle umuyorum.

Bilginlerimiz hikayemizi anlatmada destek olabilir ve bunu ümit ve iyimserlik veren şekillerde anlatmak bizim elimizdedir. Dininizin zamanı ve emirleri iyimserlikle ilgilidir.

Dünya, 1918’den bu yana yaşanmış olan en fena pandemiden geçerek ikinci dünya savaşından bu yana herhangi bir zamandan daha keskin bir küresel durgunluğa niçin oldu ve Ukrayna’daki son cenk tüm ülkelerde yakıt ve besin fiyatlarını artırmış olsa da çok büyük zorluklarla karşı karşıya olmamıza karşın, tarihimiz üstesinden gelme ve inşa etme kapasitesini göstermiştir.

Zor zamanlarda, geleceğin daha iyi olabileceğine ve onu daha iyi hale getirmek için şimdi harekete geçmemiz gerektiğine dair iyimserliği getirebiliriz.

Ve böylece, bir dili şekillendiren ve bir ulusun inşasına yardım eden bir topluluk, bir savaşçılar, işçiler ve üreticiler topluluğu, kamu yararına daha çok hizmete gereksinim duyan bu zamanlarda bir adım öne çıkacaktır.

İyimserlikten fazlaca acıklı bir halde bahseden Meksikalı film yapımcısı Guillermo Del Toro’nun sözleriyle konuşmamı bitiriyorum.

Toro, dedi ki:

İyimserlik zor bir seçimdir, yürekli bir seçimdir… Bu günlerde, birinin akıllı görünmesinin en güvenli yolu şüpheci olmaktır.

Tarih ve öykü, hiçbir şeyin tamamen kaybolmadığını kanıtlamıştır. Cesaret güçlüleri devirebilir. Bu gerçekler çoğu zaman istisnai olarak görülür, sadece değildir.

Her gün, tamamımız seçimlerimizin dengesi haline geliriz – aşk ve korku, inanç yada umutsuzluk arasındaki seçimler. Hiçbir ümit asla fazlaca minik değildir.

İyimserlik soğuk değildir; yürekli, asi ve hayatidir. Şimdi etrafınıza bakın ve ikisi içinde karar verin.”

 

 

*Bu makalede yer edinen fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

mersin escort antalya escort bursa escort antalya escort istanbul evden eve nakliyat fethiye escort escort bayan