• Per. Eki 6th, 2022

Devlete bakılırsa cemiyet (1) | Independent Türkçe

Byadmin

Eyl 19, 2022

1970’li yıllarda, daha doğrusu 1974-80 yılları aralığında egemen sınıflar ülke çapında faşist saldırıları dayatınca, vaka kısa sürede devrimci halk güçleriyle faşist güçler içinde devam eden bir çatışmaya dönüştü.

1980’lere gelinirken ülke bir iç cenk görünümü almıştı. Toplumsal saflaşma devlete de yansımış, devletin çeşitli katlarında saflaşma dinamikleri ortaya çıkmaya başlamıştı.

Bu tür saptamalar o zor yılları yaşayan devrimciler için yeni şeyler değildir, o şekilde ki basit bir şey benzer biçimde gelebilir.

Başka bir şey var ki bu fazlaca mühim. Bu durumu yaşayan ülkenin egemen sınıflarının ve devletin karakteri neydi, tarih süresince halkıyla ilişkileri iyi mi şekillenmişti de böylesi bir gelişme ortaya çıkmıştı.

Bu noktaya parmak basılırsa “basit” ve “kolay” gelen yukarıdaki saptamalarımızın derin anlamı ortaya çıkar.

Türk egemenliği için, devletin devlet olarak kendini güvenceye alması ve sürekliliğini sağlaması fikri, halk-devlet ilişkilerinin anlaşılması bakımından anahtar öneme haizdir.

Bu fikrin temeli Asya ve kısmen Çin geleneklerine dayanıyordu. Abbasiler, Sasaniler ve Bizanslılarla girilen ilişkide geliştirilmişti.

Osmanlı devleti kendisini “din-ü devlet” (devletin dini) diye tanımlardı. Osmanlı’da din, devleti korumanın bir aracıydı.

Osmanlı’da “Batılılaşma akımı” da esasen çöken bir devleti kurtarmak için “yukarıdan” bulunan bir çözümdü.

Nitekim III. Selim, en önce orduyu yenilemeyi esas almıştı.

Tek parti periyodunun Kemalist kültürü, devleti kurma, kollama ve sürekliliğini sağlama kültürüydü.

Tüm mezhep ve tarikatlar “zararı dokunan” bulunduğundan yasaklanmış, Sünnilik, Diyanet İşleri Başkanlığı vesilesiyle devleti korumanın bir aracı haline getirilmişti.

Kürtler ise “yok” sayılarak “Dağlı Türkler” biçiminde Türk Tarih Tezi’ndeki yerini almıştı.

Bu bölüm, mevzuyla ilgili referans noktalarını ihtiva eder. (Related Nodes field)

Olmayan burjuvazi, devlet eliyle, devletçi karakterde yaratılacaktı.

Kemalist kültür, özünde devlet ve iktidar kültürüdür.

Bu ‘Bin senelik devlet efsanesi’ eşliğinde, Türk kültürünün de özüdür. 

Türk egemenlerinin toplum-devlet ilişkisine tarihsel yaklaşımı, toplumsal sınıflaşmayı kılıç, sürgün ve zindan üçlemesiyle adeta “cemiyet mühendislerini” çağrıştıran bir tavırla düzenlemedir.

Devletin, toplumsal-sınıfsal ilişkilere bakılırsa biçimlenmesi gerekirken, toplumsal sınıflaşma mühim seviyede devlete bakılırsa biçimlenmiştir.

Türk egemen kültüründe ilk olarak devlet vardır. Devlete “yücelik” payesi verilmiştir. Devleti korumak ve kollamak en mukaddes görevdir.

Türk egemenliği için din, milliyetçilik, ideoloji, hatta “solcu”luğun kimi biçimleri devleti korumak, güçlendirmek ve yüceltmek için birer vasıta olmuştur.

Burjuva demokrat bir kamuoyu ve kamu bilinci gelişkin değildir. Sivil emek harcama alanları ve sivil cemiyet örgütleri zayıftır, burjuva manada dahi bağımsız değildir.

Mevcut ideolojiler, politikalar ve kültürler, ifadesi oldukları sınıfların, katmanların, milliyetçi ve dini grupların çıkarlarının ve kendisini ortaya koyuş tarzının bağımsız ifadeleri olmaları gerekirken, adı geçen kesimleri devletin denetimi altına almanın inceltilmiş biçimleridir.

2000’li yılların dünyasında dahi Türk egemenlerinin devlet anlayışı, halkın özgür bir halde kendini ifade etmesine kapalıdır.

Halka güvenmez, halka birazcık serbestlik tanımış olduğu takdirde devletin darbe alacağı, sonrasında yıkılacağı endişesi göç eder.

Seviye içi muhalefete bile güç olma fırsatı verilmez; izlenir, denetim altına alınır, liderleri bir halde etkisizleştirilir.

Devrimci-sosyalist hareketlere ise hiçbir şekilde yaşam hakkı tanınmaz. Kati tasfiye edilir.

Kısacası, Türk egemen devlet kültüründe halkı koruma, bireyi geliştirme ve güçlendirme yoktur.

Tersine Pavlov’un şartlı reflekslerini andırırcasına, halkın devlet fikriyle koşullandırılması ve devleti halkın bilincine yerleştirme amacı vardır.

Dolayısıyla, averaj Türk insanının kişiliği devletle özdeşleşmeye eğilimlidir

Türklerde devlete ilinti eğilimi, devlete bakılırsa cemiyet tarihi-sosyolojik bir vakıadır.

600 senelik kulluk bilinci değil midir ki, kötücülleşen sağlığı vesilesiyle de olsa Kanuni’ye şu sözü söyleten:

Halk içinde saygın bir nesne yok devlet benzer biçimde. Olmaya devlet cihanda bir nefes sağlık benzer biçimde

 

Devam ediecek…

 

 

*Bu makalede yer edinen fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

mersin escort antalya escort bursa escort antalya escort istanbul evden eve nakliyat fethiye escort escort bayan