• Per. Ara 1st, 2022

Din yalnız ‘din’ midir? | Independent Türkçe

Byadmin

Eyl 24, 2022

Neredeyse her dinsel inanış topluma bir düzen vermek, güne dair iyi davranış kalıplarını yerleştirmek, azca oldukca adaleti tesis etmek suretiyle gelişti.

Hele tek tanrılı dinler, esas olarak toplumdaki adaletsizliğe bir isyanı temsil etti.

Firavun’a karşı Musa figürü Anadolu türkülerine bile mevzu oldu.

Ne var ki, ‘firavunlar’ın uyarlanma kabiliyeti hep göz kamaştırıcıydı.

Toplumsal egemenlik kazanan dinlere uyarlanan egemenler, bizzat dinin kendisini ‘ele geçirerek’ dinleri egemenliklerinin bir aracı haline getirmeye başladı.

Bundan dolayı muktedirin dini ile yoksulun dini içinde hep bir fark oldu.

Karl Marx’ın, “Din halkların afyonudur” sözü çoğu zaman dinin toplumları uyutmak, uyuşturmak için kullanıldığı manasıyla anlaşılıyor fakat Marx o sözü, yoksulların dinlere kendi acılarını dindirmek için sarıldığını anlatmak için kullanmıştı.

Marx haklıydı. Adil olmayan muktedirin elinde bir vasıta haline gelen din, düzeni değişiklik yapma gücü bulamayan yoksullar için sürekli bir ‘tanrısal hakkaniyet’ beklentisini temsil edegeldi.

Ek olarak, devletlerin merkezindeki dinden farklılaşan özgürlükçü din yorumlarının, yoksulların, ezilenlerin tarafında güç bulması rastlantı olabilir mi?

Başka deyişle, devlet merkezinde katılaşan, muktedirin elini güçlendiren din anlayışı ile yoksul kitlelerin din anlayışı hep başka oldu.

Bu yüzden muktedir kendi işine yarayan din anlayışını kitleler içinde hakim kılmak için elinden geleni yapmış oldu ve dinin adil, özgürlükçü yorumlarını hep baskı altına aldı.

Bir dönem Anadolu Aleviliği ile kuvvetli bağları olan İran Şiiliği içinde oluşan büyük fark, İran Şiiliği’nin muktedirlerin elinde bir vasıta haline gelmesinden kaynaklanmıyorsa nedendir?

Anadolu Aleviliği’ne benzer yanları olan İran Aleviliği’nin (Ehli Hak) İran’da devamlı baskı görmesi rastlantı olmasa gerek.

Tahran’da “başörtüsünü muntazam takmadığı” nedeni öne sürülerek öldürülen 22 yaşındaki genç hanım Mahsa Amini de büyük olasılıkla Ehli Hak toplumundandı.
 

AP.JPG

İran’da “terbiye polisi”nce darp edilmiş olduğu belirtilen 22 yaşındaki Mahsa Amini yaşamını yitirdi / Fotoğraf: AP

 

Anlayacağınız, İran’ın merkezinde gericileşen din yorumu, bayağı, yoksul halkta özgürleşiyor, bu yüzden baskı görüyor.

Aynı şeye tarih süresince Vatikan’ın rolüne baktığımızda da rastlıyoruz.

Vatikan’dan tek bir örneği anlatmak isterim.

Papa II. Jean Paul.JPG

Papa II. Jean Paul, esasen Karol Józef Wojtyla isminde bir Polonyalıydı ve Soğuk Cenk’ın en kızıştığı yıllarda papa seçilerek Katolik Polonya’yı Ortodoks nüfusun hakimiyeti altındaki ‘Doğu Bloku’ndan koparmayı misyon edindi.

Hakkaten de onun döneminde Polonya’da iktidara ve Sovyetler Birliği’ne karşı yükselen tepki, koyu bir Katolik ağırlık taşıyordu.

Papa’nın tesiri yalnız Polonya’yla sınırı olan kalmadı, Doğu Almanya’da paracı dünyaya entegrasyon heveslerini körüklemede mühim rol oynadı.

Yugoslavya’da Katolik Hırvatlar ondan oldukça etkilendi…

Ne var ki, Papa II. Jean Paul’ün o makama getirilmesi daha da enteresan.

Papa I. Jean Paul.JPG

Aslına bakarsak 1978’de papalığa Albino Luciani adlı bir İtalyan papaz seçilmiş, gelenekler icabı kendisine I. Jean Paul adını almış, fakat bundan yalnız 33 gün sonrasında odasında ölü bulunmuştu.

‘Kalp krizi’ geçirdiği açıklansa da, zehirlendiği kati gibiydi. Nitekim otopsiye kesinlikle izin verilmedi. 

Luciani (I. Jean Paul), Şimal İtalya’da toplumcu geleneği ile malum Murano kentinde doğmuştu; babası sezonluk cam işçisi olarak çalışıyordu.

Luciani, Vatikan’da köklü değişimleri savunuyordu; dahası, Sovyetler Birliği’yle daha sıkı ilişkiler kurma eğilimindeydi.

I. Jean Paul’ün ölümü üstündeki sır perdesi aralanamasa da, Vatikan’ın İtalyan bankalarındaki çok önemli serveti üstünden yürütülen yolsuzlukların üstüne gittiği ve böylece bizzat Vatikan içinde hatırı sayılır düşmanlar edinmiş olduğu biliniyordu.

Buna Doğu Bloku’yla yakınlaşma eğilimi de eklendiğinde, bizzat Vatikan’ın içinden desteklenen bir CIA operasyonu sonucunda ortadan kaldırıldığı neredeyse kesinlik kazanmıştır.

Bundan dolayı, Mehmet Ali Ağca’nın Papa II. Jean Paul’e yönelik suikastı da, kimileri tarafınca Bulgaristan üstünden örgütlenen bir Sovyet gizli saklı servisi misillemesi olarak algılanmıştı…

Vatikan’ın dini ile 1970 ve 80’lerde Latin ABD’da diktatörlüklere karşı devrimcileri destekleyen Katolik papazların dini (sözgelişi Kurtuluş Teolojisi) arasındaki fark da epey ilginçtir.

Papa Fransis.jpg

Vatikan uzun süredir bu farkı denetim altına almak için uğraşıyor.

Arjantinli Jorge Mario Bergoglio’nun 2013’te Papa seçilip Fransis adını alması boşuna olmasa gerektir.

Zira ilk Latin ABD doğumlu papadır ve 1970’lerde Arjantin’de diktatörlüğe karşı savaşan devrimcilerin tarafındaki iki papazı kaçırtıp öldürttüğü iddiaları vardır…

Vatikan’ı birazcık kazıyınca altından neler çıkıyor, değil mi?

Uzun lafın kısası, insan toplumunun yerleşik hayata geçmesinden bu yana çeşitli biçimler altında ortaya çıkan dinler asla yalnız ‘din’ olarak kalmadı.

Hep siyasetle ilişkilendi.

Bugün İran’daki molla rejimine ve onun katliam işleyen terbiye polisine de, Türkiye’de tarikat ya da ‘cemaat’lerin iktidarla kurduğu imtiyazlı ilişkilere de aynı pencereden bakmalıyız.

Ve bizlere ‘din’ olarak ‘servis edilen’, ‘kitabına uydurulan’ her yorumu hakkaniyet süzgecinden geçirerek değerlendirmeliyiz.
 

Reuters.jpg

 

Bana kalırsa, ‘Yoksulların Tanrısı’ sırf başörtüsünü muntazam takmadığı için gencecik bir kadının öldürülmesini istemez.

Halkın kaynaklarının tarikatlara, ‘cemaat’lere peşkeş çekilmesini de, kendi adına söz söyleyen din adamlarının milyonluk lüks makam araçlarında dolaşmasını da…

 

 

*Bu makalede yer edinen fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

mersin escort antalya escort bursa escort antalya escort istanbul evden eve nakliyat fethiye escort escort bayan