• Per. Eki 6th, 2022

Eskinin normali, bugünün moderni ışığında Mustafa Boğa

Byadmin

Eyl 22, 2022

Adana’da yaşamına süregelen Mustafa Boğa, Harran Üniversitesi’nde Radyo ve Tv bölümünde yükseköğrenim serüvenine başlayıp, İstanbul Üniversitesi Gazetecilik kısmı ile İstanbul macerasına atılır. 

Türkiye serüveni süresince onu besleyen, sorgulatan ve daima tetikte olmasını elde eden yersiz-yurtsuzlaşma ve ilişik olamama duygusu olur.

Bu iki kuvvetli duygudan doğan çatışma onu bir kez daha harekete geçirir; değişik deneyimler yaşamak ve cevaplar bulmak arayışına götürür.

Boğa’nın Londra macerasını başlatan da bu arayış olur; Greenwich Üniversitesi’nde Sinematografi ve Post Prodüksiyon eğitimine adım atar.
 

Mustafa Boğa (1).jpeg

 

İngiltere’deki araştırma ve fikirlerini somutlaştırırken kendisine referans noktaları belirleyen Boğa, Central Saint Martins’de Güzel Sanatlar üstüne yüksek lisans eğitimi alır.

Ürettikleri ve fikirleri, devamlı birbirlerini besleyen alanlardaki eğitimlerle ve şehirlerle beraber gelişir ve onu disiplinlerarası çalışmaya iter. 

Disiplinlerarası sanat pratiği içinde fotoğraf, yerleştirme, video ve performans emek harcamaları bulunur.
 

 

Boğa bu süreçte ek olarak, tekstil alanında da özgür dokuma olarak adlandırdığı teknikle yapmış olduğu işlerle beraber geleneksel yorganlar üstüne dokuduğu imgeler ile üretimini sürdürmektedir.
 

 

Mustafa Boğa, eserleriyle “Çağıl ve geleneksel ayrımının ortaya çıkardığı küresellik nedir” sorusuna alternatif bir yanıt sunar:

Öz kültürünün kabuğunu kırar, sadece hiçbir vakit tam anlamıyla dejenere olmaz. Daima gizlenen, ve üstü kapatılan gerçekliklerle yüzleşmemizi sağlar.

Çağıl sanat ve kavramsal sanatın vazife bilinci noktasında birçok münakaşaya ve tanımlanamayana neden olan, endüstriyel sistemin ezip geçmiş olduğu pratikleri, duyarlılıkları ve becerileri kurtardıysa modern sanatın görevi de kültürel eleştiriyi ve toplumsal radikalizmi şimdinin banalliğinden korumak ya da geçmiş ile gelecek içinde köprü oluşturmak, iki imgeyi birbirine kaynaştırmak, ötekileştirilenin normalleşmesinin ve hayata kazandırılmasının görevini üstlenmektedir yorumu yapılabilmektedir.

Boğa’nın disiplinlerarası çalışmalarının kökeninde de tam olarak bu irdelemenin referansı bulunur.

Ona gore, eskinin normali olan pratikler ile bugünün moderninin barışının kaynağında ötekileştirme ve ret değil, harmanlama, bireşim ve bağdaştırma vardır.
 

 

Çağıl kavramları açıkça referanslarla gösterdiği benzer biçimde kavramsal sanat boyutunda da seyirciye sunmuş olduğu imgeler, çarpıcı sözler vasıtasıyla vermek isteği mesajı bizlere net, açık ifadelerle sunmaktadır.

İmgeleri ve eserlerinde kullandığı çarpıcı sözler bizlere oldukça tanıdık gelir, bundan dolayı bizdendir. İmgelerden yola çıkarak hikâye yaratmak ve bir bağ oluşturmak ise tamamen izleyicinin kendi tecrübelerinden, yaşanmışlıklarından çıkardığı tanıdık bir seslenişe dönüşmektedir.
 

 

Mustafa Boğa’nın güncel olarak ise İstanbul Bienali‘ne paralel olarak “Bir Politikacıdan Duymak İstemediğim Her Şey” başlıklı 8. kişisel sergisine Martch Art Project’in Pera ve Piyalepaşa mekanları ev sahipliği yapıyor.

Kültürel ve düşünsel olguların sanatla alakalı yada günlük kullanım eşyaları üstünden yaratımlara dönüşmesi bireylerin hem algıladıkları dünya hem de içinde yaşadıkları coğrafyanın kendilerine sunmuş olduğu olanaklar çerçevesinde mümkün olabilmektedir.

Dolayısıyla etnografik yada sanatla alakalı üretim noktasında toplumların geçmişte yaptıkları, yaşadıkları ile gelecekteki bağlam, dolayısıyla da şu an içinde yaşanılan dönemde yaptıkları ile yakından ilişkilidir.

Bu yakın ilişki noktasında Mustafa Boğa’nın “Bir Politikacıdan Duymak İstemediğim Her Şey” adlı solo sergisi bir yüzleşme ve uyanış niteliği taşımaktadır.
 

 

Çağımızın tüm yaşamının altında derin ve hastalık verici bir haksızlık, baskı ve bilinçaltı gönderimleri yatmaktadır.

İnsanların gerçekte eşit oldukları mevzusundaki yanlış varsayım, insanoğlu içinde attığımız her adım, bunun tersinin gerçek bulunduğunu öylesine gerçekçi bir perspektifle açığa çıkarmaktadır, her adım acılı bir tökezlemeye dönüşmekte, geriye ise uyanışın vermiş olduğu sızı kalmaktadır.

Politikada aşağılık tutkuların gölgesinde kalan ahlaksal düzeltim emareleri ve müjdeleri çağımızda yeni filizlenmenin uyanışında apaçık vurgulanmaktadır.

Gasset’in de belirtmiş olduğu benzer biçimde, “Gerçeği tekrardan üretmekle, boş yere ikinci kopyasını çıkarmakla varlığını haklı gösteremeyeceği benzer biçimde, bununla sınırlanamaz da. Görevi gerçek dışı bir ufuk açmaktır. Bunu sağlayabilmek için de kendi gerçeğimizi yadsımaktan, onu o yadsıma edimimizle aşmaktan başka yol yoktur.”
 

 

Mustafa Boğa’nın çiçeklerden oluşturulmuş duvar panosu, mesajını ve canlılığını fazlaca kısa bir süre içinde gözden yitireceğini bilerek, izleyiciyi içine alarak o düzmece yaşamına çağrı etmektedir.

Sesini duyurma çabası eserin malzemesiyle birleştiği vakit bir politikacıdan duymak istediklerimiz ya da bizlere vadedilen şeyin geçici bir gosteri öznesine dönüşme durumuna ve gerçeklerle yüzleşme anımıza sorgular özellikte bir bakış sunmaktadır.
 

 

Ayetler içinde epoksi ile oluşturulmuş heykellerin geleceğe, şu ana ve yaşamın tamamına yayılmaya ümit edilmiş koruma inancıyla, tezatlıklar içinde var olma çabalarıyla akla şu suali getirmektedir:

Bizlerden, bizlere geriye ne kalıyor?
 

 

Boğa, birbirlerinden bağımsız bambaşka hikayelere ev sahipliği yapmış geleneksel yorganları, bizlere fazlaca tanıdık olan imgelerle karşımıza çıkararak bir yüzleşme tasarlamaktadır.

Üstüne alındığı vakit ölü toprağı tabiri ile baskıcılığını, ağırlığını ortaya koyan yorganlar üstüne işlenmiş olan oldukça tanıdık imgelerle bilinçaltımıza çıkan yolculukta “korkularınla yüzleş, üstündeki baskın güçle tanış” demek istercesine kulağa fısıldamaktadır.
 

 

Maruz kaldığımız tüm zorbalıkların belli bir nokta da üzerimizde kurmuştur. Ve baskı öznesi niteliği taşıyan yorganların asla farkına varmadan uykunun içinde korunma ve konfor alanı olarak adlandırılması ile beraber eylemin asla ve asla baskı rejimi olarak görülmemesidir.

Bu idrak yanılsamasından meydana gelen hep bir güzelleme ile nostaljik bir öğenin arkasına sığınma ihtiyacı karşımıza çıkmaktadır.

Fakat imgenin gerçekliği ve esnekliğinin bizi bilinçaltımızla yüzleştirmesi neticesinde uykudan uyanmanın farkındalığı, güncel ile gelenekselin oluşturmuş olduğu köprüde geçmişe doğru sürüklenirken, güncelin gerçekliği ile suratımıza çarpmaktadır.
 

 

Geleneksel aile arşivlerindeki fotoğraflarının üst üste katmanlanması ile oluşturulmuş yerleştirmelerde fotoğraf dediğimiz anlık anı monogramlarımın tamamen politikliği ve sınıfsal ayrımı dikkati çekmektedir.

Her bir emek verme içinde Boğa’nın kendi fotoğrafının yer almış olduğu, katmanlanmış olan varlığının nesilden nesile aktarımında bir duruş şeklini aldığını göstermektedir.
 

 

Devlet dairesinden, resmi evraka konulacak olan fotoğrafın oluşturmuş olduğu çerçeve içinde kadının ve adamın eşit olduğu tek duruş anını yansıtan yerleştirme geleneksel aile yapısı içindeki kadının, toplumsal yaşam içindeki egemen olan eril hegemonyasındaki baskısı ile karşı karşıya kalmaktadır.

Mustafa Boğa’nın “Bir Politikacıdan Duymak İstemediğim Her Şey” başlıklı 8. kişisel sergisi 14 Eylül-05 Kasım tarihleri içinde Martch Art Project‘in Pera ve Piyalepaşa mekanlarında salı-cumartesi 11.00-19.00 saatleri içinde ücretsiz bir şekilde ziyaret edilebilir.

 

 

*Bu makalede yer edinen fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

mersin escort antalya escort bursa escort antalya escort istanbul evden eve nakliyat fethiye escort escort bayan