• Per. Ara 1st, 2022

‘Gayalı Mehmet’in kahramanlık öyküsü: Dedem hatıralarını söyledi, benim görevim o emanetleri sahiplerine ulaştırmaktı

Byadmin

Eyl 30, 2022

Yazar Murat Kaya, 9 yıl süresince cephede savaşan büyükbabası‘Gayalı Mehmet’in kahramanlık öyküsünü kaleme aldı.

“Gayalı: Yüzyıllık Emanet” adlı yaratı, vatan toprakları uğruna canından vazgeçen delikanlılar ile onların yokluğunda bacaların tütmesini elde eden hanımefendiler ve babalarını göremeden büyüyen küçüklere da bir saygı duruşu durumunda…

Murat Kaya ile “İşte o kahramanlara olan vefa borcumuzun bir kısmını ödemek için yazdım” söylediği kitabını konuştuk.
 

Murat Kaya (7).jpeg

Yazar Murat Kaya, Independent Türkçe için Sayım Çınar’ın sorularını yanıtladı

 

“Gayalı: Yüzyıllık Emanet” adlı romanınızı okurla buluşturdunuz. Eserin girişinde “Bana emanet edilen hatıraları kefaret öder şeklinde, tövbe eder şeklinde yazmak zorundaydım, yoksa refah içinde ölemeyeceğimi biliyorum” demişsiniz. Bu düşüncenizin nedenini birazcık açıklar mısınız?

Bana anlatılan yaşanmış gerçek hatıralardan oluşan “yüzyıllık emaneti” algı ettiğimde enikonu telaşa kapıldım ve bunu fark edene kadar ölmediğim için şükrettim.

Cephelerde yanı başlangıcında vurulup şehit olan tabanca arkadaşları artık geri dönemez ve ailelerine hiçbir şey anlatamazdı.

Bir karış ötesinde saatlerce can çekiştikten sonrasında masmavi gözleri açık bir halde bu dünyadan ayrılan Anzak askeri bile artık annesine mektup yazamazdı ve anlatamazdı onların özlemiyle yabancı topraklarda yapayalnız iyi mi öldüğünü.

Dedem bu hatıraları bizlere devrederek vazifesini tamamladı ve beni bu emanetleri aslolan sahiplerine ulaştırmakla görevlendirmiş oldu.

Bu yüzden gönül rahatlığıyla refah içinde ölebilmek için bana teslim edilen yüzyıllık emaneti aslolan sahiplerine şu demek oluyor ki sizlere devretmeliydim. Şimdi görevim tamamlanmış oldu. 
 

 

– Romanın başkahramanı Gayalı şu demek oluyor ki Mehmet, sizin dedeniz. Kendisi bununla birlikte bir şehidin oğlu. Eşiyle iki ufak çocuğunu geride bırakıp cepheye koşan, I. Dünya Savaşı’nda ve Kurtuluş Savaşı’nda toplam 9 yıl süresince savaşan dedenizi ikimiz de dualarla anmış olalım. Kendisinin kahramanlık destanından özetlemek gerekirse bahseder misiniz okurlarımıza? 

Gayalı köyünden ilk kez duyuru edilen seferberlik sebebiyle ayrıldı. Çanakkale Kara Savaşları’nda oldukça ölüm görmüş oldu.

Zafer sonrası Doğu cephesinde Ruslara ve Ermeni çetelerine karşı savaştı, Kafkas İslam Ordusu mensubu olarak Bakü’nün fethine katıldı.

Ve daha sonrası Kurtuluş Savaşı’nda, İzmir’e ilk giren süvari birliğinde vazife yapmış oldu.

Dedem bir kahramandı, evet buna kuşku yok. Sadece o dönemde o denli oldukça kahraman vardı ki… Hepsinin hakkını ayrı ayrı teslim etmek gerekir.

Genç yaşlarında hiçbir ödül, makam ya da mevki beklemeden vatanın namusu için hayatlarından vazgeçen, Anadolu’nun yanık tende, mahzun bakışlı delikanlılarının tamamı kahramandı.

Onları ölüme uğurlarken gizli saklı gizli saklı gözyaşı dökmelerine karşın, yüzlerine gülümseyip yüreklendiren, asla haber alamadan dönmelerini bekleyen, o yokluk günlerinde evi çekip çeviren, bacaların tütmesini elde eden hanımefendiler ve babalarının yüzünü dahi göremeden büyüyen yetim evlatların hepsi birer kahramandı.

Kısacası kahramanlıkla övünmenin abes kaçacağı kadar oldukça kahramanın yaşamış olduğu günlerdi o günler. Bu kitap işte bu kahramanlara olan vefa borcumuzun bir kısmını ödemek için yazıldı.
 

 

“Kitaptaki tüm karakterler gerçek”

– Kitabınızda yer edinen tüm karakterler hakkaten yaşamış kişiler mi? 

Hikâyenin gücü buradan geliyor aslına bakarsanız. Evet, tüm karakterler gerçek. Bazılarını ben çocukluğumdan tanıyorum.

Hikâyenin geçmiş olduğu mekânların bir kısmında bulundum, dolaştım, hatta yaşadım.

Bazı kişiler ise soğuk kış gecelerinde, yazın sıcağında, gece gündüz o denli oldukça anlatıldı ki bana, neredeyse hepsinin nefesini dahi hisseder oldum.

Bu romanı yazmaya başladığımda ise neredeyse hep birlikte yaşamaya başladık.

Her hikâyeyi yine yine bana tekrardan anlattılar. Kaderleriyle tekrardan yüzleşiyormuşuz şeklinde hep birlikte ağladığımız zamanlar oldu.
 

 

“Gelecek nesiller için hayatlarından vazgeçen kahramanlar unutulmamalı” diyorsunuz. Günümüz insanı, şehit ve gazilere olan borcumuzun bilincinde mı sizce? “Unutmak kaybetmektir, eksilmektir” inancındasınız, buna gore; noksan miyiz bu mevzuda?

Mevzu açıldığında ya da hususi günlerde şehit ve gazilerimize olan minnettarlığımızı hep bir ağızdan haykırıyoruz, sadece bir içselleştirme problemi yaşadığımızı düşünüyorum.

Hakkaten unutmadığımızı göstermek istiyorsak, onların canları pahasına haiz çıktıkları değerleri daha oldukça önemsemeli ve koruyup kollamalıyız.

Her şeyi bir kenara bırakalım, nice yiğidin kanlarıyla ıslanan bu topraklarda tek bir sigara izmaritinin bile yere atılmasına izin vermemeliyiz.

Gerisini varın siz hesap edin. Onları unutursak her şeyi şu demek oluyor ki geçmişimizi unutmuş oluruz, gelecek başkasının geleceği olur.

“Topçu Mahir Dede artık sofrasında tek başına”

– Kitabınızda Ankara’nın Beypazarı ilçesinde türbesi bulunan Topçu Mahir Dede’den de bahsetmişsiniz. Türbesini ziyaret ettiniz mi asla? Topçu Mahir Dede’nin “gönül gözü açık insanları” sofrasına konuk ettiğini yazmışsınız ya, siz de o sofraya konuk olup ağzını sıkı tutanlardan mısınız yoksa?

Normal olarak onlarca kere ziyaret etmişimdir, sadece sofra meselesine yanıt vermem mümkün değil.

Konuklar içinde olduğumu söylesem sofradan kovulacağım, olmadığımı söylesem “gönül gözü kapalı” insanlardan olduğumu itiraf etmek zorunda kalacağım.

Ben buna genel bir tespitle yanıt verip üzerime yönelen bireysel yükün ağırlığını azaltayım; biliyorsunuz ki kolektifliğin hafifletici bir yanı vardır.

İtiraf etmem gerekirse, zamanımızda tüm gözlerin artık “katarakt” bulunduğunu kabul etmek yerinde olacaktır.

Bu yüzden büyük olasılıkla Topçu Mahir Dede artık sofrasına tek başına oturuyor olmalı.
 

 

– Günahları yazmakla görevli “sol omuz meleklerinin” işlerinin fazlaca fazla olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Kendimize dönecek olursak; o meleklerin bizim için de oldukça yoğun çalıştığını söyleyebilir miyiz sizce? Yeni günah “buluş etmekte” iyi miyiz?

Dünyada geçirdiğimiz her yeni günde bu yeteneğimizin daha da geliştiğini söyleyebilirim.

Bundan dolayı şeytanla tanışıklığımızın süresi her gün uzamaktadır. Tüm ebeveynlerimizle dostluğu olan ve en mühim aile sırlarımızı bilen şeytan için biz artık oldukça kolay avlarız.

Bu yüzden şeytanla teke tek çarpışmaktan, onun sıkça gezdiği mekânlardan ve onun dostlarından uzak durmalı, mütereddit hareketlerle dikkati üzerimize çekmemeye çalışmalıyız.  

“O hatıraları yazarken oldukça gözyaşı döktüm”

– Yazdıklarınız kurgu değil, gerçek. Gerçek vakaları yazmayı “kolaycılıktan kaçmak” olarak nitelendiriyorsunuz. Bir yazınsal eserde kurgu mu daha etkileyicidir, gerçek mi?

Hangisinin etkisinde bırakan olduğu okuyucuya göre değişiklik gösterir sanırım. Gerçek ya da kurgu olması değil, iyi yazılıp yazılmadığı kriter olmalı.

Gerçeği; geçmiş yada yaşanmış olarak değerlendirebiliriz ve insana her şey denetim altında duygusu verir.

Gelecek ise kurgudur ya da hayal gücü. Şimdiki süre ise belirsizlik ve kaygıdır. Gelecekte hemen hemen gerçek yoktur, emareleri vardır.
 

 

– Yokluk içinde büyüyüp vatanları için canlarını feda eden gencecik fidanlar, evlat acısı yaşayan aileler… Kitabı okurken gözyaşlarına engel olmak mümkün değil. Siz o satırları yazarken neler hissettiniz?

Bana verilen görevi fark edip bu hatıraları yazıya dökmeye başladığımda sanki yaşamla ölümün iç içe geçtiğini hissetmeye başladım.

Hepsi kanlı canlı bir halde karşıma gelip oturdular. O denli oldukça şey anlatmak istiyorlardı ki, odanın içini her dilden, her dinden hikâyelerle doldurdular.

Çocuk yaşlarındaki askerler; geride bıraktıklarının özlemi sırt çantalarında, sağ kalabilmek için birbirlerini öldürmek zorunda kalmanın ve hayallerinden daha erken ölmenin karmaşık duygularını anlattılar bana.

Onlar bu duruma alışmış gibiydiler, bu yüzden yeni arkadaşlarıma gore daha oldukça gözyaşı döktüğümü itiraf etmeliyim.
 

 

Dedesinin feryadını duya duya ölüme yürüyen o küçücük gövde

– Dedenizin cephede yaşadıkları içinde sizi en oldukça etkileyen vaka hangisiydi?

Hepsi oldukça etkiledi doğal ki, sadece seçmek zorunda kalırsam iki hikâye ön plana çıkar. İlki Erzurum’da Ermeni çeteler tarafınca süngülenen ve cenazeleri bir-iki metre arayla yerde yatan dede ve torunun hatırası.

Dedesinin çaresiz feryatlarını duya duya ölüme yürüyen ve vücudunda neredeyse yaşlarının iki katı süngü darbesi taşıyan o küçücük gövde.

Bir de Gayalı’nın top ateşi sebebiyle boğazına kadar toprağa gömüldüğü gün, bir karış mesafede yüzüne bakmak zorunda kalmış olduğu yaralı Anzak askerinin saatlerce acı içinde kıvrandıktan sonrasında evinden, barkından ve sevdiklerinden binlerce kilometre uzakta yapayalnız ölümü…

Dillerini dahi anlamadan birbirlerini ölüme hazırlamaları… O da oldukça etkisinde bırakan ve sorgulayıcı bir hikâyedir.

– Size ‘Kaya’ soyadını getiren ‘Gayalı’ lakabının çıkış noktasını kitapta anlatmışsınız fakat hemen hemen okumayanlar için bahsedelim mi birazcık bundan?

Tüm ailesini geçindirdiği tek tarlasının oldukça taşlı olması ve Mehmet’in wcye giderken dahi taşları ya da kayaları tarla dışına atmak için yanında taşıması sebebiyle “Gayalı” lakabı verilmiştir.

Aslen “Gayalı”nın devamlı kaya ile dolaşması sebepleri değişik olsa bile “Galyalı Asteriks” hikâyesini de çağrıştırmaktadır.
 

 

“Dünyayı insanların birbirleri için yaptıkları fedakârlıklar kurtaracak”

– Kitapta okura “Muharebede ne olursa olsun ölecek olsanız, atılan ilk mermi ile mi ölmek isterdiniz yoksa o muharebede atılan son mermi ile mi hayatınızın son bulmasını arzu ederdiniz?” diye soruyorsunuz. Siz hangisini tercih ederdiniz?

Bu sual bir fedakârlık testi şeklinde aslen. Başkaları için nelerinizi feda edebilirsiniz?

“Sonunda öleceksem bu kadar eziyeti niçin çekeyim” diyenler kadar “Yaptıklarımdan başkaları yararlanacak olsa da elimden gelenin en iyisini yapmalıyım” diyenler arasındaki farkı ortaya çıkarır.

Dünyayı insanların birbirleri için yaptıkları fedakârlıkların kurtaracağına inanan biri olarak oyumu belli ettim sanırım. 
 

– Gündeminizde yeni bir kitap projesi var mı?

“Gayalı: Yüzyıllık Emanet” kitabı, Gayalı’nın 1919 senesinde Bakü’den evine dönüşüyle tamamlanıyor.

Sakarya Meydan Muharebesi ile süregelen ve İzmir’in kurtuluşuyla tamamlanan İstiklâl Savaşı’nda yaşananlar ise devam kitabının mevzusu olacak ve hikâye onunla sona erecek.

 

 

*Bu makalede yer edinen fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

mersin escort antalya escort bursa escort antalya escort istanbul evden eve nakliyat fethiye escort escort bayan