• Per. Eki 6th, 2022

Irak’ta Sünni, Şii ve Kürt Okulu (2)

Byadmin

Eyl 23, 2022

Bu üç okul arasındaki özeliklerin yanında -ki bu özelliklerin bazıları her üç okulda da cevheri olarak göze çarpıyor- mülahaza edilmiş olduğu benzer biçimde, 1926-1956 yılları arasındaki süre içinde her üç okulda objektif bir yakınlaşma meydana geldi.

Bu bölüm, mevzuyla ilgili referans noktalarını ihtiva eder. (Related Nodes field)

Bu yakınlaşma krallık rejimi ve Batı ittifakının direkt kendine düşman yapmış olduğu ulusal hareketten destek aldı.

Millet hiçbir süre krallık rejimi ile Batı arasındaki ittifakı desteklemedi.

Her üç okul da bir değişim olması ya da Batı’yla ittifakın kalmaması durumunda, amaçlarının ya da bu amaçlardan bazılarının daha iyi elde edileceğini düşünüyordu. 

Minimum iki örnekte, her üç okulun da ideolojik yapılarının devlet siyasetindeki tesiri açık bir halde ortaya çıkacaktır.

1958’de krallık rejiminin yıkılmasından sonrasında, üç üyeden oluşan bir başkanlık konseyi kuruldu.

Bu konseyin üç üyesi Kürt, Şii ve Sünni olmak suretiyle üç oluşumdan seçilmişti.

27 Temmuz geçici anayasasında üç okulun da ulaşmak istedikleri başlıca amaçlar vardı. 

Bu anayasanın ikinci maddesi, Irak’ı Arap âleminin bir parçası saymıştı. Bu da tam olarak Sünni okulun mühim prensiplerinden biriydi.

Bu, Sünni Okulu’nun siyasal yönelimlerini yansıtan tek madde değildi. Bu anayasada başka noktalar da vardı.

Bunlardan en önemlisi 16’ncı maddeydi ki bu madde devletin kutsallığını koruma mevzusunda kuvvetli bir vurguda bulunuyordu. 17’nci madde ise orduya siyasal bir rol veriyordu.

3’üncü madde Kürtlerin ve Arapların ulusal ortaklığını ifade ediyordu. Bunda da Kürt okulunun tesiri görülüyor.

Her ne kadar 12’nci madde dini özgürlüklerin korunması meselesi için olsa da bu madde de dini merasim (ritual) kelimesi kasıtlı olarak kullanılmıştı. Bu da Şii okulun isteklerinden birine cevaptır.

9’uncu madde, genel bir ilke olarak her üç okul için eşitlik temin etmişti. 

Sadece bu süre içinde üç okul içinde meydana gelen yakınlaşmanın devamlılığı kalmadı. Sonraki yıllarda bu üç okul arasındaki ilişkilerde soğuma oldu.

Önceki Irak’ta iki mühim ilke bu üç okul arasındaki ilişkileri bozdu. Bunlar da merkeziyetçilik ve devletin kutsallığı prensipleriydi. 

Bu iki prensibin, üç okul arasındaki sıkı ilişkiler sebebiyle bir prensipte toplanması da mümkündür.

Devlet kendi merkeziyetçiliği mevzusunda kolaylık sağlamadığında, doğrusu devlet kendi vatandaşlarıyla dostça ilişkilerinin olmasını istemediğinde, merkeziyetçilik prensibi etnik, dini ve dil yapısı mevzusunda çeşitlilik barındıran ülkeler için uygun değildir. 

Şundan dolayı eğer merkez ile bölgeler içinde dengeli olmayan ilişkiler olursa, bu durumda merkeziyetçilik prensibi de tutmaz.

Irak’ın eski zamanı Sümer devletçikleri döneminden adım atar. Kısaca o dönemde merkeziyetçilik için hiçbir gerekseme olmamıştır.  

Ondan sonra Babil’de, Aşur’da, Cenup’de ve Kürtlerin yerleşik oldukları ve kendi kendilerini yönettikleri dağlık bölgelerden çıkan topluluklar, önceki Iraklıların kendi özelliklerini koruduklarını gösteriyor.

Yeni tarihte şu mülahazada bulunulabilir ki Osmanlılar bazı durumların haricinde Iraklıları merkeziyetçi tek devlet otoritesinin kontrolü altına alamadı. 

Merkeziyetçi sistemin en fena özelliği güce dayanmasıydı. Önceki Irak, güçle Irak’ın ulusal (toprak) birliğinin korunabileceğini düşünen bir teorinin propagandasını yapıyordu.

Şundan dolayı bölgesellik isteğinin yerine getirilmesi, merkeziyetçi görevlerini yürütemeyecek etkisiz ve kapasitesiz bir devletle sonuçlanabilirdi.

Bu da sırasıyla, laik tarzda devletin kutsallığını korumayı ortaya çıkardı. 

Ondan sonra, egemen olan siyasal nesil ile devlet içinde meydana gelen birlik, egemen olan siyasal neslin kendisini devletin talep ve arzularının temsilcisi olarak görmesini bununla beraber getirdi.

Bu da en baştan, önceki Irak’ın siyasetlerinin gerçekçi olmadığını gösteriyordu.

1958’e kadar, doğrusu Irak, Batı ve İran arasındaki ilişkilerde hatırı sayılır bir ilerleme ve gelişmenin olduğu döneme kadar, bir çok kez Kürtler ulusal haklarını talep ettiklerinde komünist sempatizanı ve destekçileri olarak adlandırılırken Şiilerin İran’la kurmuş oldukları ilişkilerden ise oldukça ender bahsediliyordu. 

1958’den sonrasında, doğrusu Irak’ın batının kampından çıkmış olduğu ve sol eğilimli bir politika takip etmiş olduğu yıl, Irak’ın İran ve Batı ile ilişkilerinin bozulmasından dolayı, Kürtlerin planlarını Batı’yla ve Şiilerin ise planlarını İran’la kurduğu teorisi revaç kazanmıştır. 

Bu durum, devletin vatandaşlarına şüpheyle bakmasına niçin oldu. Bunun yanında egemen olan siyasal nesil, siyasetlerine ve devlete yönelik eleştirileri ayıramaz durumu geldi.

Bu karmakarışık perspektif, devletin kendi vatandaşıyla karşı karşıya gelmesine niçin oldu. 

Irak, uygun bir yol bulmak ve sorunları çözmek için bazı girişimlerde bulunmakla birlikte, devletin çözüm çabaları ile sorunların büyüklüğü aynı seviyede değillerdi.

1931’de, her ne kadar da mahalli dil kanununun çıkarılması yöntemiyle Kürtler ile devlet içinde mevcud soğukluğun sona erdirilmesi amaçlandıysa da bu başarıya ulaşmış olmadı.

Kanunun uygulanması yolunun ve şeklinin önündeki eksiklikler, Kürtlerin devletle ilişkilerini düzeltmesi için ortaya çıkan fırsatın önünde engel oldu. 

1958’de, geçici anayasada bulunan ortaklık terimi yalnız bir başkanlık konseyini bununla beraber getirdi.

1963-1966 yıllarında, Irak’ta gayr-ı merkeziyetçiliğin uygulanmasına yönelik projeler tutmadı ve vilayetler kanunu da vilayetlere talep edilen yetkileri vermedi.

Açıktır ki bu çabaların tutmamasının sebebi, devletin probleminin özünü dikkatli bir halde araştırmaması ve şekli olmada ısrarlı olmasıydı.

Bu şekilde problemler devam etti. Şundan dolayı şekilsel çözüm çabaları büyük problemler için çözüm bulamadı. 

Irak tecrübesi, çözümün yalnız niyet ve lafız prestlikle olamayacağını ve eğer probleminin özüne yaklaşmazsa çabanın yalnız tutmamış bir adım olarak kalacağını ortaya çıkardı. 

Önceleri, Irak’ın en büyük problemlerinden biri, devletin 3 okul içinde yaşanmış olan gerilimleri azaltacak şekilde vatandaşların özgür seçimi olabilecek genel bir standart ve ortaklığın ifadesini temsil edemiyor oluşudur.

Tersine Irak cephesi sorunların deposu ve bir parçası olmasıydı. 

3 okul ve bunun için ortaya konan çözüm yolları da birbirine karıştırıldı.

Toplumsal, siyasal ve ekonomik eşitlik, destek gören mühim adımlar olmalı.

Vatandaşlık ve demokrasi tek başlarına istikrarı sağlayamazlar ve koruyamazlar da.

Bu da, eşitlik, ortaklık, haklar için kanun koymak benzer biçimde prensiplere ehemmiyet verilmesini gerektiriyordu fakat artık derinleşen problemler bunu mümkün kılmıyor. 

Öyleki sanıyorum ki merkeziyetçi, mütevazı ve birleşik devlet olarak, bu devletlerin obsesyonu, başat bir millet devleti (Nation-State) ortaya çıkarmak istemek de mümkün mü? Bu da bu ülkelerin oldukça uluslu yapısına ters.

Bu çaba, başat ulusun kimliğinin öteki tüm unsurlara dayatılması, diğerlerini inkâr etme ve ortadan kaldırma çabasıydı.

Ki, Kürtler, burada, hedef olan taraftı. Kürt problemi için tek çözüm yolu Irak’ın 3 ayrı yapıya dönüşmesidir. 

Sadece Kürt problemi karşısındaki geri kalmışlık, şu ana kadar da, hem bu devletlere hem de Kürtlere büyük bir acı ve elem verdi.

Kürt Okulu, Kürt problemininin Irak bağlamında, çözüm sürecine dair en iyi cevabı referandum ile vermiştir.

 

 

*Bu makalede yer edinen fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

mersin escort antalya escort bursa escort antalya escort istanbul evden eve nakliyat fethiye escort escort bayan