• Cum. Eki 7th, 2022

Kitap ve ben | Independent Türkçe

Byadmin

Ağu 27, 2022

Kitapların mahareti

Bugün size, yeni çıkan kitaplarım vesilesiyle, birazcık kitaplardan okumaktan, yazmaktan ve bunların maharetinden anlatmak isterim.

Ağustos başlarında yeni iki kitabım birden çıktı. Ben de editörüm Merve Hanım’la konuşuştum, bu mevzuda bir yazı yazmaya karar verdim.

Bu vesileyle sizi hem yeni kitaplarımdan haber verecek hem de okuryazarlık meselesi ile beraber daha ilkin yayımlanmış kitaplarımdan bahsetme fırsatı bulmuş olacağım. 

Ilk olarak kitapların sessiz, büyük bir birikimin sesleri bulunduğunu söylemeliyim size. Bu yüzdendir ki dünyanın en büyük birinci buluşu (yazıyla beraber) kitaptır denebilir.

Yazar sırrını kaleme fısıldar o da gidip kâğıda söyler, kâğıtlar sayfalara, sayfalar kitaba dönüşür. Kitaplar birikir bir büyük data imparatorluğu meydana getirir.

Onlar da çağdan çağa aktarılır, böylece insanı öteki canlılardan ayıran hüneri olan aktarmanın büyük ve yaratıcı tesiri ortaya çıkar.

Hayvanların yapamadığı budur. Bu yüzden uygarlık(lar) yaratmıştır insanoğlu.
 

26.JPG

Ahmet Özer, bir imza etkinliğinde okurlarına kitaplarını imzalıyor / Fotoğraf: Independent Türkçe

 

Yazarak var olmak

Bana ulaşınca, ben, elim kalem tuttuğundan beri yazıyorum. İlkokulda dağ taşla ilgili yazardım.

Ortaokulda bir Laz edebiyat öğretmenimiz vardı, müthiş bir adamdı, bana edebiyatı o ve anam sevdirdi diyebilirim.  

Laz öğretmenin dersindeki kompozisyon yarışmalarında hep birinci gelirdim. Sanırım bunda uzun kış gecelerinde durmadan yanan bir sobanın çevresinde anamın bizlere anlattığı masalların, destanların, eşkıyalık hikâyelerinin de büyü oranı vardı.

Bunlar bende sonradan habire yazma isteğine niçin oldu. Yazarak sağalıyor, yazdıkça diniyordum. Ve anladım ki yazmanın şifa verici bir yanı vardır. O yüzden ben yazmayı, yazmak da beni asla bırakmadı. 

Kitaplar, makaleler, bildiriler, şiirler, öyküler… toplasam on binlerce sayfayı kabul eden bir yazılı külliyat oluştu kişisel kütüphanemde.

Şimdi dönerek baktığımda bu kadar oldukça yazı yazdığıma ben bile şaşıyorum. Şundan dolayı bunca düzeltilmiş, damıtılmış yazı yazmak için bir o kadarını da dışarda bırakmak gerekir.

Ben de habire yazdım, düzelttim, fazlalıkları attım ve yazılanların mühim bir kısmını da yayımladım.

Görünen o ki bugüne değin 36 kitap, yüzlerce bilimsel yazı ve bildiri, onlarca sav ve binlerce gazete ve mecmua yazısı yazmışım.

Toplasan herhalde on binlerce sayfayı kabul eden büyük bir külliyat oluşturur. Tüm bu tarz şeyleri yazmak için de yüzbinlerce sayfa yazı okumak gerekir.

Ve sonrası, damıtmak, kendine özgü hale getirmek, yazmak ve yaymak.. Büyük bir çaba, koca bir süre ve müthiş bir kaynak.

O yüzden hayatımda kahvehaneler asla mekânım olmadı, dinlence adına dinlence yapmadım, gece ve gündüz ayırımı da. Yazdım ha yazdım.

Şimdi dönerek görünen o ki derhal her alanda yazmışım. Şimdiye kadar yazdığım 36 kitabın dördü roman, ikisi anı anlatı, ikisi tarih kitabı, ikisi edebiyat, ikisi şehir ile ilgili, üçü GAP ve bölge problemi, dördü Kürt problemi, dördü göç ve mahalli yönetimler bahsinde, ikisi politika bilimi, ikisi AB, ikisi küreselleşme üstüne yazılmış kitaplar.
 

 

Geri kalan yedisi ise sosyolojik mevzulara dair. Gerçi birçok kitap sosyoloji ile birlikte, hem de tarih, iktisat ve politikayı da içeriyor. Şundan dolayı geçmişin sosyolojisi dünün tarihidir, bugünkü sosyolojisi ise yarının zamanı olacaktır.

İster dünün ister bugünün olsun her sosyoloji hem de iktisat ve politikayı da içermek zorundadır.

Şundan dolayı insan ilişkileri yalnız toplumsal ilişkilerden müteşekkil değil, ilişkilerin hem de ekonomik, kültürel ve politik boyutları da vardır. 
 

 

Bir şey daha söyleyeyim. Yukarıda verdiğim sayıya bildiri kitapları ve yayına hazırladığım kitaplar dâhil değildir.

Şundan dolayı düzenlediğim onlarca bildiri kitabı ve yayına hazırladığım oldukça sayıda öteki kitap da vardır. Onları da katsam sayı 50’yi geçer (ekte okurlar için bir kısa sıralama vereceğim).

Ağustosta çıkan iki kitap

Şimdi gelelim sadede. Son olarak ağustosta biri roman, biri anı anlatı olmak suretiyle iki kitabım yayımlandı.
 

 

“Şehir ve Yaşam” adlı bir mecmua bu mevzuda benimle yapmış olduğu röportajı şu şekilde vermiş:  

“Özer’in İKİ KİTABI BİRDEN ÇIKTI.

Prof. Dr. Ahmet Özer’in beklenen kitapları raflarda.

Özer, yeni eline gelen kitaplara ilişkin; ‘Dünyanın en büyük buluşu kitaptır. Bu sayede kültürü kuşaktan kuşağa aktarır ve bu yolla uygarlıklar yaratırız. Yazı eğer olmazsa kitap eğer olmazsa tüm bunlar olmazdı. O yüzden hep şunu derim, yazmak ölümün elinden bir şeyler kurtarmaktır’ dedi ve şu şekilde devam etti:

Bugün yeni fırından çıkmış iki ekmek benzer biçimde, ya da ikiz doğum yapmış bir annenin bebeklerini kucağına alması benzer biçimde iki yeni kitabım geldi. Bu oldukça değişik oldukça güzel bir duygu. İnsanları kitap kanalıyla aydınlatmak, geçip giderken bu dünyadan bir iz bırakabilmek. Mühim olan bu.

Kitaplardan kabul edilen ‘GİDEREM VANA DOĞRU’ bir anı anlatı şeklinde kurgulanmış. Yazarın yaşamış olduğu, görmüş olduğu Van’ı siyasal, toplumsal, kültürel ekonomik yönleri ile zamanı, gezinsel güzellikleri ve söylenceleri ile anlatırken yanı sıra karşı karşıya bırakıldığı ‘makûs talihi’ de ele almaktadır.

Kitaplardan diğeri olan ‘BAL VE DİKEN’ ise bir romandır. Bu roman aşkı, birlikteliği ve ikili ilişkilerde yaşayan ilişki ve çelişkileri akıl ve duygu zembereğinden geçirerek birazcık felsefi birazcık sosyopsikolojik bir üslupla konu alıyor. Her insanın okuması ihtiyaç duyulan kitaplar. Okurlar isterlerse Sınırsız Yayınlarından (0 532 376 21 22) kitapları indirimli olarak da isteyebilirler. İyi okumalar.”
 

 

Okuryazarlık üstüne kısa bir not

Yukarıdaki röportajı tekrardan okuyunca, okuryazarlıkla ilgili bazı düşünceler beynime saldırdı.

Bilinmiş olduğu suretiyle okuma yazma, insan için düşünülebilecek en kuvvetli araçtır.

“Dünyayı denetim eden okuryazar bilinçtir” diyen Barry Sanders, okuryazarlıkla ilgili zamanı üç aşamaya ayırır:

  1. Sözlü kültür süreci; yazının olmadığı dönemdir.
  2. Yazılı kültür süreci; yazının bulunması ile ortaya çıkan okuryazarlık zamanıdır.
  3. Dijital kültür dönem ise içine girdiğimiz dönemdir. Bu dönem, çeşitli görsellerin,  ses ve efektlerin, elektrik sinyallerinin kablolar yada uydu yayınlarıyla iletildiği aşamadır. 

Bu üçlü evrime dayalı okuryazarlığın geçmişi aşağı yukarı 4000 senelik bir zamana dayanır.

Kimi bilimciler yakın bir dönemde yazının ortadan kalkacağını söylese de çağımızda yazı görkemli imparatorluğunu hala sürdürmektedir.

Bir tek yazının değil, kitabın ve dolayısıyla okulun da ortadan kalkacağı iddia edenler var. Yazısız, kitapsız ve okulsuz bir dünya tahayyül edebiliyor musunuz?

Bu şekilde giderse “Gelecek Dünyanın” kodları oldukça farlı olacak. Fakat unutmamak gerekir ki insan aklının en büyük buluşu yazı ve kitapsa dünya uygarlığının en etkili mimarı ise okul olmuştur.

Bu üçlünün devreden çıkmış olduğu bir dönemde yerlerine ne gelecek? Gelecekçiler şimdi buna kafa yoruyor. 

Ben de şimdi bu minvalde iki kitap üstünde çalışıyorum. Biri “İNSANIN GELECEĞİ- GELECEĞİN İNSANI” adını taşıyor, diğeri ise “KENTLERİN GELECEĞİ VE GELECEĞİN KENTLERİ”ni irdeliyor.  

Ne olursa olsun yazının görkemli tesirleri ve imkânları hala sürüyor. Geleceğin yazısız dönemlerini de hala yazı ile anlatıyoruz.  

Dolayısıyla; yazmak, hala ölümün elinden bir şeyler kurtarmanın en etkili yoludur.
 

 

…Ve yazmanın büyüsü

Stefan Zeweig, “Yeryüzündeki tüm hareketlerin deposu insan bilincinin iki buluşudur. Mekânda hareket tekerleğin bulunmasıyla, düşüncede hareket ise yazının bulunmasıyla gerçekleşmiştir” diyor.

Zeweig’in söylediği benzer biçimde, hakkaten kitap uygarlık yaratmada büyük işleve haiz.

Nitekim mukaddes kitaplar bile “Ilkin söz vardı” diye adım atar. Kelam doğrusu. Sonrasında kalem buluş oldu. Peşinden şu ya da bu şekilde yazı geldi.

Düşüncede hareket yazının bulunmasıyla gerçekleşti. Ne büyük hikmet. Niçin mi? Şundan dolayı “yazmak, ölümün elinden bir şeyler kurtarmaktır” da ondan.

Bu sözü severim fırsat buldukça söylemek isterim. İsterim ki yaşarken ölümü unutmayalım, ölümü vazederken de yaşamın erdemini ıskalamayalım. Bu da en çarpıcı bir halde yazı ile olur.

Mamafih hafıza-i beşer nisyan ile maluldür. Anlamış olur ve anılardan müteşekkil yaşam, eğer yazmazsanız hafızanın eskimiş tozlu galerialarında unutulur giderler.

Unutulmak onlar için ölüm anlamına gelir.. Onları yaşatmak ise gün yüzüne çıkartmakla olur.

Gün yüzüne çıkarılmanın tek yolu da anıları bulundukları derin kuyudan çekip çıkarmaktır. Bunun da yolu onları anlatmak ve yazmaktan geçer. 

Anıları yalnız anlatırsanız ömürleri sizin ömrünüz kadar olur, siz öldüğünüzde onlar da sizinle birlikte ölürler.

Fakat anıları yazarsanız siz ölseniz de onlar yaşamaya devam ederler, ömürleri sizin ömrünüzden daha uzun olur. Bu yüzden yazmak ölümün elinden bir şeyler kurtarmaktır.

İnsanoğlu ölümü durduramayınca ölümsüzlüğün ardında koşmuştur. Ölümsüzlük arayışının bir yansıması hep yazı olmuştur.

Yazdıkça parlamış, parladıkça kendini tekrardan yaratmıştır. 
 

 

İşlersen ışıldarsın

Yazar Osman Şahin, bir yazısında diyor ki;

Saban demiri toprağın içinde olduğundan, ne yaptığını kimse göremez. Toprağı yaran alt üst eden, kökleri, çayırları hopur eden, söken odur. Saban demiri topraktan çıkınca kalaylanmış benzer biçimde parlar. Sert demirden yapılmasına rağmen demirliğinden en oldukça kayba uğrayan gene odur.

Yazarları, bilim adamları, düşünürler birazcık saban demirine benzerler. Okurken, yazarken, araştırırken, bilgilenirken hem işler hem işlenirler, giderek yontulur, birazcık daha rendelenirler.

Tıpkı bir dülgerin elindeki bir ağaç parçasını yontarak, fazlalıkları atması, onu bir şekle sokması benzer biçimde. 

Hepimiz de içimizde bir cevher var ise onu işleriz, fazlalıkları atar, eksikleri tamamlarız; şekil verip, şekle sokarak cevheri mücevhere çevirmeye çalışırız.

Bunu yaparken cevheri mücevhere çevrilmeyecek bir sakatlığa uğratmamak gerekir. Eksiğin tamamlanması, fazlanın giderilmesi ustaca olmalı; heykeltıraş Rodin’in yapmış olduğu benzer biçimde.

Ona sormuşlar; “Üstat, iyi mi bu kadar güzel insan heykeli yapıyorsunuz” diye, o da şu şekilde yanıtlamış:

Taşın fazlasını atıyorum, geriye heykel kalıyor.

İyi yazı da böyledir, fazlalıkları atıyorsunuz geriye zamana direnen yazı kalıyor. Bu ustalığın yolu ise okumaktan geçer.  
 

 

Okumanın erdemi ve müthiş katkısı

Okumak büyük birikimler verir kişiye. İnsan ruhunu olgunlaştırır. O yüzden her insanın okuması gerekir, fakat yazarın, yazı erbabının muhakkak okuması şarttır.

Kalemin iyi mi uca ihtiyacı var ise, yazarın da okumaya ihtiyacı vardır. Iyi mi ki bağlamanın sapı, telin uzunluğunu belirlerse, yazarlığı da okumalar belirler.

İnsanın bir kabiliyeti var ise bile süreç içinde, emek harcama ile emekle gelişir anacak. 

Okuduğunu, biriktirdiğini aktarmak en önemlisidir. Üstelik data aktarıldıkça azalmaz, çoğalır. Sende bir cümle var ise bana verdiğinde yarıya düşmez, ikiye katlanır, tesir alanı genişler.

Bir tek bildiklerini kendine saklarsan sonunda kendi çalıp kendi dinleyen aşığa dönersin ki bu tehlikelidir bir yazar için. 

Evet, güzel fikirler güzel kitaplarda bulunur fakat onları okumuş, hazmetmiş, kendine özgü hale getirmiş olanlar bunu başkalarına da aktarmalıdır.

Şundan dolayı bilmek sorumluluktur, mesuliyet da paylaşmayı gerektirir.

Ben de bu şiarla bana düşen sorumluluğu hep yerine getirmeye çalıştım. Bunun sonucu aşağıda kısa bir dökümünü verdiğim kitaplar ortaya çıktı.

Onlar artık benimle değiller, görevlerini yerine getirmek için benden ayrılıp gidip topluma karıştılar. 

Özer’in yayımlanmış kitapları:

  1. Güneydoğu Anadolu ve GAP Gerçeği. Damar Yayınları, Ankara, 1990.
  2. GAP’a Makro Düzeyde Bakış. Dicle Üniversitesi, GAP Araştırma ve Uygulama Merkezi Yayını, Diyarbakır 1991. (Rektörün Önsözü ile)
  3. Aşiret Düzeni. Boyut Yayınları, İstanbul 1992.
  4. Kırsal Kalkınma Süreci ve GAP Bölgesinde Kooperatifçiliğin Boyutları, Dicle Üniversitesi Yayını, 1993. (Rektörün Önsözü ile)
  5. GAP ve Toplumsal Değişme. Dicle Üniversitesi, GAP Araştırma ve Uygulama Merkezi Yayını, 1994. (Prof. Dr. İlhan Tekeli’nin Önsözü ile)
  6. GAP ve Mahalli Yönetimler. Birlik Yayını, Mardin 1994.
  7. Şehir Yazıları. Karşı Yayınları, Ankara, 1994. (Prof. Dr. Ruşen Keleş’in Önsözü ile)
  8. Mahalli Yönetimlerin Tekrardan Reorganizasyonu.  Internasyonal Belediyeler Birliği (IULA EMME) Yayını, 1994 İstanbul.
  9. Göç, Bölgesel Problemler ve Habitat II. GAP Belediyeler Birliği Yayını, 1996 Diyarbakır. (Bu kitap İngilizceye çevrilmiştir)
  10. Modernleşme ve Güneydoğu.  İmge Yayınları, Ankara 1998. (Fransa’da yayınlanmıştır)
  11. Kentleşme ve Mahalli Yönetimler. Ürün Yayınları, Ank., 2000. (Prof. Dr. Cevat Geray’ın Önsözü ile)
  12. Osmanlıdan Cumhuriyete: Siyasal Kurum ve Düşüncelerde Süreklilik ve Değişme.  (Doçentlik Tezi) Sis Yayınları, Ankara, 2000.
  13. Toplumsal Bir Varlık Olarak İnsan. Diğeri Yayınları, Ankara, 2002.
  14. Tanzimat’tan Bugüne Batılılaşma ve Avrupa Birliği. Elips Yayınları, Ankara, 2003.
  15. Doğuda Aşiret Düzeni ve Brukanlar. Elips Yayınları, Ankara, 2003.
  16. (Bu kitap, Beyaz perde Filmi için senaryolaştırıldı.)
  17. 11 Eylül, ABD – Türkiye ve Küreselleşme. (Profesörlük Taktim Tezi), Elips Yayınları, Ankara, 2005. (ABD’de yayınlanmıştır)
  18. Beş Büyük Zamanı Kavşakta Kürtler ve Türkler. Derhal Kitap, 3. Baskı İst. 2011
  19. Çözül(e)meyen Kürt Problemi. Derhal Kitap Yayınları, İstanbul Ocak 2012.
  20. Kentleşme ve Küreselleşme. Toros Üniversitesi Yayınları, Mersin 2012.
  21. Yüz Soruda Kürt Problemi. Derhal Kitap, İstanbul 2013.
  22. Şehir ve Yaşam. Toros Üniversitesi Yayını, Mersin 2013.
  23. Kürtler Cumhuriyete Niçin İsyan Etti. Derhal Kitap, İstanbul 2013.
  24. Mahalli Küresel Döngü. Toros Üniversitesi Yayını, Mersin 2014.
  25. Türkiye’de Siyasetin Anatomisi. Toros Üniversitesi Yayını, Mersin 2014.
  26. Bürokratik Devletten Demokratik Cumhuriyete. Toros Üniv. Yayını, 2015.
  27. Derin Üniversitede Bir Profesörlük Öyküsü. (Araştırma) Diğeri Yayınevi, 2016 İst.
  28. Dağ Sancısı. (Roman) Diğeri Yayınevi, 2016, İst.
  29. Şehrivan. (Roman), Doz yayınları, 1992 İst.
  30. Köklere Seyahat. (Altın Kaleme Ödülü) Roman, Cinius Yay, 2018 İstanbul.
  31. Yaşamını Halkına Adayan Adam. Toros Üniv Yayını, 2019 Mersin.  
  32. Mehmet Uzunla Edebiyat Deryasına Seyahat, Sınırsız Yay, Ank. 2020.
  33. Pandeminin Sosyolojisi, Sınırsız Yayınları, Ankara 2021.
  34. Vatanını Arayan Halk, Kazakistan Kürtleri. Peyvent, Van 202. (Bu kitap Kürtçe ve Rusçaya çevrilmiştir)
  35. Giderem Vana Doğru, Sınırsız Yayınları, Ağustos 2022
  36. Bal Ve Diken, Sınırsız Yayınları, Ağustos 2022

 

 

*Bu makalede yer edinen fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

mersin escort antalya escort bursa escort antalya escort istanbul evden eve nakliyat fethiye escort escort bayan