• Cum. Eyl 30th, 2022

Molla diktatörlüğünün vahşeti, hukuksuzluğu ve ahlaksızlığı karşısında hanım, yaşam ve özgürlük

Byadmin

Eyl 23, 2022

İran’dan her gün genç insanların idam edilmesi ve hanımefendilere meydana getirilen baskılarla ilgili haberler geliyor.

İran’dan gelen son vahşet haberi, tüm dünyanın kanını donduran bir vahşetin, hukuksuzluğun ve ahlaksızlığın adı.

Tahran’da 22 yaşındaki Jina (Mahsa) Amini adlı Kürt bayanı, başını kurallara uygun şekilde örtmediği nedeni öne sürülerek 13 Eylül Salı günü Molla diktatörlüğünün terbiye polisleri tarafınca gözaltına alındı ve işkence edilerek öldürüldü.

Molla diktatörlüğünün terbiye polisleri Mahsa Amini’yi “irşat etmek” ve “eğitmek” nedeni öne sürülerek gözaltına aldı ve onu işkence ederek öldürdü.

Molla diktatörlüğünün terbiye polisi kanalıyla “eğitme” ve “irşat etme” iddiası, bir yalandan başka bir şey değil. Molla rejiminin terbiye polisinin irşat ve eğitimden anladığı şey, korku, baskı ve işkence.

Mahsa Amini’nin Molla diktatörlüğünün ahlaksız ve yırtıcı polisleri tarafınca öldürülmesi, İran’da ve dünyada büyük bir tepkiyle karşılandı.

Internasyonal Af Örgütü, Mahsa Amini cinayetinin aydınlatılması için internasyonal topluma çağrıda bulunmuş oldu.

Birleşmiş Milletler’in İnsan Hakları Şefi Nada al-Nashif de Mahsa Amini cinayetinin bağımsız ve bütüncül bir halde araştırılması çağrısını dile getirdi.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yapmış olduğu konuşmada ABD Başkanı Biden, ABD’nın “temel haklarını korumak için savaşım eden yürekli İran kadınlarının yanında” bulunduğunu beyan etti.

Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan ise, Mahsa Amini cinayetiyle ilgili şunları söylemiş oldu:

Gözaltındayken terbiye polisi tarafınca dövüldüğü bildirilen Mahsa Amini’nin ölmesiyle ilgili oldukca endişeliyiz. İranlı yetkilileri bu insan hakları ihlallerinden görevli tutmak için çabalarımızı sürdüreceğiz.

Internasyonal toplumun tepkilerine duyarsız olan Molla rejimi, hanımefendilere yönelik tadı baskı uygulamalarına devam ediyor..

İran rejiminin hanıma karşı vahşeti ve ahlaksızlığı korkulu örneği olan Mahsa Amini cinayeti, geniş halk kesimlerinin “Diktatöre Ölüm!” sloganlarıyla sokaklarda protesto gösterileri yapmalarına niçin oldu.

Protestolara vahşice müdahale eden İran rejim güçleri, ondan fazla insanı öldürdü.

Mahsa Amini cinayeti, İran toplumunun mollaların diktatörlüğünden duyduğu rahatsızlığı tüm çıplaklığıyla gün yüzüne çıkardı.

İran halkı, hayatlarını karartan, boğan ve tüketen mollaların şeriat diktatörlüğünden bıkmış durumda.
 

İran’daki şeriatçı molla diktatörlüğünün başlangıcında Seyid Ali Hamaney bulunuyor. 

Velayet-i Fakih adı altında dini ve siyasal yetkilerin kendisine verildiği Hameney, İran’da “Dini Rehber” olarak kabul ediliyor.

Şeriatçı diktatörlüğün başı olan Hameney, en yakın adamlarından İbrahim Reisi’yi devlet başkanı yapmış oldu.

İran nizamının özgü adamlarından olan Reisi, hanımefendilerin şeriat kurallarına uygun örtünmeleri mevzusunda katı uygulamalarda bulunulması emrini verdi.

Mahsa Amini’nin katledilmesi üstüne “Diktatöre ölüm!” sloganıyla protestolarda bulunan kitleler, direkt olarak şeriatçı diktaörlüğün başı ve rehberi konumundaki Hameney’i hedef alıyor.

Mahsa Amini cinayetine hiçbir şekilde tepkide bulunmayan diktatör Hameney, İran halkını Batılıların aldatmacalarına kanmamaları mevzusunda uyarmakta ve tehdit ediyor.

George Floyd’un Amerikalı polisler tarafınca öldürülmesini şiddetle eleştiren Hameney, Mahsa Amini’nin kendi diktatörlüğünün sözde terbiye polisleri tarafınca öldürülmesini umursamıyor, hatta sessiz kalmak suretiyle bu cinayeti haklı ve meşru görüyor.

Diktatör Hameney başta olmak suretiyle mollalar, özgürce giyinmek ve yaşamak isteyen hanımefendilere özgürlük aldatmacasına razı gelen sapkınlar olarak bakıyor.

Mahsa Amini cinayetinden sonrasında bayanlar, oldukca çarpıcı eylemlerle Molla diktatörlüğünün hanımefendilere yönelik baskılarını ve vahşetini protesto etti.

Hanımefendiler, Molla diktatörlüğünün işlediği Mahsa Amini cinayetini protesto etmek için saçlarını kestiriyor. İran’da hanımefendilerin saçlarını kestirmesi, tutulan yası sembolize ediyor.

Mahsa Amini cinayetinden sonrasında hanımefendilerin saçlarını kestirmesi ise, tutulan yası değil, hanımefendilerin diktatörlüğün vahşiliğine ve ahlaksızlığına duydukları öfkeyi, isyanı ve direnişi ifade ediyor.
 

t1.jpg

 

Protesto gösterilerinde bayanlar, başlarındaki başörtülerini çıkararak ateşe ettı. İran’da başörtüsü, şeriatçı molla diktatörlüğünün hanımefendilere yönelik baskılarının ve vahşetinin sembolü haline geldi.

Protestolarda şu çarpıcı sözler atılıyor:

Türbana ve başörtüsüne hayır! Özgürlüğe ve Eşitliğe evet!

(No to the headscarf, no to the turban, yes to freedom and equality).

Din, şeriat ve terbiye adına kendilerine örtünmeyi dayatan Molla diktatörlüğünün uygulamalarından dolayı İranlı bayanlar, başını örtmeyi baskının sembolü olarak görüyor ve başörtüsünü bir nefret objesi olarak algılıyor.

Mahsa Amini cinayetinden sonrasında düzenlenen protestolarda şu Kürtçe sloganın atılması oldukca dikkat çekici:

Jin, Jiyan, Azadi

(Hanım, Yaşam, Azadi)

Bu çarpıcı söz, şeriatçı Mollalar diktatörlüğü ile İranlı bayanlar arasındaki derin farkı gösteriyor.

Mollalar diktatörlüğü, hanıma, hayata ve özgürlüğe düşmanlık üstüne kurulmuş olan teokratik bir despotizm.

Bu çarpıcı söz ise, hanıma, hayata ve özgürlüğe dayalı açık, eşitlikçi ve özgür bir cemiyet olma talebini ifade ediyor.

İranlı hanımefendilerin başörtülerini atmaları, özgürlük ve eşitlik taleplerinde ısrar eden olmaları, rejimin toplumu zorla İslamlaştırma politikasının tutmadığını gösteriyor.

İran’da bayanlar, Molla rejiminin toplumu devlet enerjisini kullanarak dinselleştirme şeklindeki totaliter cemiyet mühendisliği projesini özgürlük ve eşitlik talepleriyle boşa çıkardı.

Devlet gücü kullanılarak dindar bir cemiyet yaratmak mümkün değil. Devlet gücü kullanılarak mümin bir cemiyet değil, bir münafıklar toplumu yaratılabilir.
 

aa.jpg

İran’daki gösteriler yayılarak devam ediyor / Fotoğraf: A

 

İran’da Gaşt-e Erşad adı altında bir terbiye polisi birimi kuruldu. Sakallı erkekler ve çarşaflı kadınlardan oluşan terbiye polisleri, her yerde insanların karşısına çıkmakta ve onları şeriata uygun giymeye ve yaşamaya zorlanıyor.

İran’da İslami Ceza Kanunu’nun 638’inci maddesinin hükümlerine gore, başörtüsü takmayanlara ya da uygun olmayan şekilde takanlara, 10 gün ila 2 aya kadar hapis cezası verildiğini yada para cezası ile cezalandırıldıklarını not etmek lazım.

Molla rejimi, terbiye polislerini en köktencilik, tutucu ve fanatik kişiler arasından seçiyor. Terbiye polislerinin bir çok kadınlardan oluşuyor.

Molla rejimi, bayanı hanıma kırdırıyor. Terbiye polisi biriminde yer edinen bayanlar, rejimin ideolojisine militanca bağlı olup, hanım özgürlüğü ve haklarına kökten karşılar.

Molla rejimi, terbiye polisi kanalıyla insanların giyim ve yaşam tarzlarına müdahale etmeyi dinin ve şeriatın kendisine verdiği bir vazife olarak kabul ediyorlar.

Molla rejimi, mecburi başörtüsü uygulamasını terbiye polisi diretmesiyle her insana dayatıyor. 

Rejime bağlı terbiye polislerinin ana hedefi bayanlar. Kadınlardan korkan Molla rejimi, sivil özellikte kuvvetli bir karı hareketinin ortaya çıkmaması için her türlü baskıyı ve müdahaleyi yapıyor.

Her yıl İran’da terbiye polisi, milyonlarca hanıma şeriat kurallarına uygun giyinmedikleri nedeni öne sürülerek uyarma, tutuklama ve para cezası şeklinde yöntemlerle baskı uyguluyor.

İranlı bayanlar, şeriat ve din adına kendilerine uygulanan baskılardan bunalmış durumda.

İranlı bayanlar, rüzgarın saçlarına dokunacağı ve özgürce gezebilecekleri ve yaşayabilecekleri günleri özlemle bekliyor.

Türkiye’de Van ve İstanbul şeklinde şehirlere gelen İranlı bayanlar, birkaç günlüğüne bile olsa özgürlüğü solunum etmek için diledikleri şeklinde giyinerek geziyor.

Molla rejiminin mecburi başörtü dayatması, insan onuruyla, özgürlüğüyle ve haklarıyla bağdaşmıyor. 

Şeriatı uygulamayı kendisinin anayasal görevi olarak kabul eden Molla diktatörlüğünün, hanımefendilere örtünme dahil dini yaşam tarzını devlet enerjisini kullanarak dayatması sürpriz değil.

Molla rejimi, hanımefendilere şeriata uygun giyinmeyi ve yaşamayı dayatarak toplumu baskı ve korku kanalıyla yönetme ve denetim altında tutmayı amaçlıyor.

Bayanı korkutmak ve denetlemek suretiyle buluş edilen otoriter kuralları uygulamak için, kadının bedenini örtmeyi kendisine birincil dini, etik ve yasal vazife haline getiren Molla diktatörlüğü, kadının insanlığına, aklına, hayatına ve özgürlüğüne hiçbir şekilde ehemmiyet vermiyor.

Teokratik despotizmin en belirgin özelliği, bayanı, yaşamı ve özgürlüğü ortadan kaldırıp insanları korkuya ve köleliğe mahkum ediyor.

İran’daki Molla rejimi bayanlar için yalnız korku ve kölelik üretiyor. İran, Afganistan, Suudi Arabistan şeklinde rejimler, bayanlar için dehşet verici rejimlerdir.

Mahsa Amini cinayetinden sonrasında, zorla örtünme uygulamasının İslam’a aykırı olduğu dile getiriliyor.

İran ve Afganistan örneklerini dikkate aldığımızda, mecburi başörtü uygulamasının İslam’a uygun olup olmadığını tartışmak anlamlı değil.

İran şeklinde teokratik despotik rejimlerin hanıma yönelik baskıları ve düşmanlıkları ışığında devlet ve siyasete dönüşmüş şeriat ve dinin, bayanlar başta olmak suretiyle her insana tek yaşam tarzını dayattığını görüyoruz.

Tarihsel süreç içinde üretilen şeriat ve fıkıh anlayışlarının hanımefendilere baskı, sertlik, korku, kölelik ve ölüm getirmekten başka bir netice getirmediğinin, şeriatın demokrasi, insan hakları ve özgürlükle bağdaşmadığının anlaşılması gerekiyor.

 

Mahsa Amini cinayeti, dünyada hanım bedeninin yalnız hanıma ilişkin olduğu şeklinde bir şuur halinin doğmasına esin deposu oldu.

Din ve terbiye adına, asla kimsenin hanım bedenine haiz olma şeklinde bir imtiyazı yok.

Mahsa Amini cinayeti, hepimize şu gerçeği öğretti:

Hanım bedeni, hiçbir şekilde teokratik despotizme bırakılmamalı. Hanım bedeni, yalnız hanıma bırakılmalı!

İran başta olmak suretiyle tüm Ortadoğu coğragyasında hanım hakları ve özgürlükleri problemi, oldukca eleştiri bir öneme haiz.

Şeriatçı rejimler, hareketler ve ideolojiler, insan onuruna aykırı bir halde hanım haklarını ve özgürlüklerini ihlal ediyor. Şeriat rejimi ütopyası, hanımefendilere ölüm, sertlik,  kölelik, korku ve baskı getiriyor.

Mahsa Amini cinayeti sonrası meydana getirilen fiil ve protestolar, İranlı hanımefendilerin hava ve su şeklinde, özgürlüğe aç olduklarını gösteriyor.
 

t.jpg

 

Toplumsal medyada paylaşılan hanım saçının özgürce dalgalandığı bayrak, hanımefendilerin saçlarının güneşle ve rüzgarla buluşmuş olduğu özgür günleri sembolize ediyor.

Hanıma özgürlük ve yaşam yakışır. Hanıma ölümü, korkuyu ve köleliği layık gören diktatörlüklerin vahşet ve ahlaksızlık üretmekten başka bir işe yaramadıklarını, genç bir kadının katledilmesiyle acı bir halde öğrendik.

Bayanların yaşamlarının ve özgürlüklerinin çalınmaması için teokratik diktatörlük tehlikesine karşı demokrasinin, insan haklarının, kadın-erkek eşitliğinin ve bireysel özgürlüklerin savunulması gerekiyor.

 

 

*Bu makalede yer edinen fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

mersin escort antalya escort bursa escort antalya escort istanbul evden eve nakliyat fethiye escort escort bayan