• Cts. Eki 1st, 2022

Soğuk Harp’taki dengeler ve İran-Irak harbinin tesirleri

Byadmin

Eyl 22, 2022

İran, önemine binaen Soğuk Harp esnasında Sovyetler Birliği ile Arap Körfezi’ndeki enerji ekseni içinde coğrafik bir barikat konumundaydı. Bununla birlikte Batı için mühim bir müttefikti.

şah pehlevi.JPG

İran Şahı Muhammed Rıza
Pehlevi /Görsel: Wikipedia​​​​​​​

İmparator konumundaki Şah Muhammed Rıza Pehlevi, İran’ın bu anlamdaki stratejik önemini kullanarak petrol servetini askeri gereçlerin inşasına harcadı.

Bu silahların içinde devasa bir tayyare filosu da vardı ki o vakitte bu uçaklar yalnız ve yalnız ABD Birleşik Devletleri’nin hava kuvvetlerinde vardı.

O uçaklar İran’a Ortadoğu’da eşi ve benzeri olmayan bir hava kuvvetleri üstünlüğü veriyordu.

Fakat Şah, 1979 yılının ocak ayında uzun soluklu bir halk kıyamından sonrasında ülkeyi terk etti ve 54 senelik Pehlevi Hanedanlığı yıkıldı. 

İran’da Humeyni ve Irak’ta Saddam aynı anda tarih sahnesine çıktı

Şii din adamı Ruhullah Humeyni, Fransa’daki sürgün yerinden İran’a bir Fatih şeklinde geri dönüş yapmış olup arkasına Şah rejiminden bedbaht düşmüş her kesimden halk desteğini alarak halk devrimini bir dini devrime dönüştürdü.

Böylece 1979 yılı Nisan ayının başlangıcında İran İslam Cumhuriyeti’nin kuruluşunu duyuru etti.
 

Devrimle birlikte İran'a dönen, sürgündeki Ruhullah Humeyni.jpg

Devrimle beraber İran’a dönen, sürgündeki Ruhullah Humeyni / Fotoğraf: Wikipedia

 

İran Şahı’nın düşüşüyle Batı oldukça ciddi ve mühim bir müttefikini yitirdi ve zor durumda kaldı.

Şah rejiminin yerine sertlik yanlısı İslamcı bir rejim kurulmuştu ve söz icabı, ABD’ye karşı idi.

Artık Ortadoğu’da öyleki bir devlet vardı ki Doğu sınırları, Sovyetler Birliği’ne bitişik, Batı sınırları ise dünyanın en varlıklı petrol yataklarına haiz devletlere uzanıyordu.

Bu devlet, ABD Birleşik Devletleri’ne karşıydı ve bununla birlikte ABD’nın en iyi silahlarına sahipti.

İran İslam devriminin zafere ulaşmış olduğu aynı yılda Irak Cumhurbaşkanı yardımcısı Saddam Hüseyin de Cumhurbaşkanı Ahmed Hasan Bekir’i iktidardan istifaya zorlamış ve başarlı olmuştu.

Hasan Bekir, Baas partisi yönetimi altında Irak ve Suriye’yi tek bir devlet çatısı altında birleştirmeyi planlıyordu.

Bu da Saddam’ın iktidara gelme hayallerini suya düşürüyordu. Bunun nedenle Saddam, Cumhurbaşkanı’nı iktidardan uzaklaştırmak için adımlarını hızlandırarak rejim içindeki muhaliflerini tasfiye ettikten sonrasında Bağdat’ta tek başına iktidar oldu ve yerini de sağlamlaştırdı.
 

 

İran ile Irak arasındaki kronik problemler cenk için oldukça elverişliydi

İran, Irak’a karşı silahlı savaşım yürüten Kürtlere yardım ediyordu sadece 1975’te Cezayir ‘de imzalanan antlaşma ile İran’ın Kürtlere sağlamış olduğu yardım durduruldu.

Antlaşmadan sonrasında iki taraf Cezayir aracılığı ile sınırın her iki yakasındaki ayrılıkçılara yardım etmeyeceklerine dair sözleştiler ve Şattul Arap mıntıkasındaki sınır ihtilafını çözmeye dair irade beyanında bulundular.

Böylelikle Irak ile İran arasındaki öncesiz mesele çözüme kavuşuyordu ve Irak Kürt isyanını bitirme ve yok etmeye odaklanacaktı.
 

ap.jpg

1979’da İran Şahı Muhammed Rıza Pehlevi’nin yönetimine son verip İslam Devrimi’ni gerçekleştiren Ayetullah Humeyni / Fotoğraf: AP

 

Öteki taraftan ise Humeyni, Şii devleti kurmada başarıya ulaşmış olduktan sonrasında devrimci fikirlerini dışarıya ihraç etmeye başladı.

Nitekim bu fikirleri almaya en uygun yer Irak’tı. İran’a komşuydu ve Irak’ta bir Şii çoğunluğu vardı ki İran’ın genişlemesinde etkin bir rol oynuyordu.

Saddam bir korku içindeydi bu devrim ihracının hedefi olmaktan kaygı ediyordu. İran ile batı arasındaki düşmanlığı bir fırsata dönüştürüp İran’a karşı kati, süratli ve yıkıcı bir askeri darbe amaçlıyordu.

Irak ile İran içinde geçen cenk birinci Körfez Savaşı olarak da kaydedilen 20’nci yüzyılın en uzun ve en büyük geleneksel savaşıdır.
 

 

Saddam’ın İran’a karşı başlatmış olduğu bu savaşın amacı Şattul Arap’ın her iki yakasında ve petrol zengini Huzistan bölgesinde de Irak’ın egemenliğini tesis etmekti.

Saddam’ın temel motivasyonu, Huzistan’ın Araplar’ın çoğunlukta olduğu bir bölge olmasıydı. Ebetteki geçmişten gelen ve çözümsüz kalan kronik problemler da buna elverişli bir zemin oluşturuyordu. 

Saddam vakit kaybetmeden devrim ihracı arayışındaki Humeyni’yi hedef aldı

Saddam Hüseyin, ömründe silahlı kuvvetlerde hiçbir vazife yapmadığı halde İran’a karşı cenk planını üstlendi.

Önderlik ve planlama üslubundan anlaşılıyor ki Almanların dünya ikinci cenginde oldukça uzmanlaştığı yıldırım ve derin hücum taktiğinin tesiri altında kalmıştı.
 

 

Saddam, İran hava kuvvetlerine karşı ani bir hava saldırısı yaparak onu erkenden savaştan çıkarmayı ve peşinden askeri hamlenin hedeflerini gerçekleştirecek derin bir hücum başlatmayı amaçlıyordu.

Sonrasında Irak kuvvetleri kendi kazanımlarını savunacak ve İran bu durumu kabul edene kadar bu şekilde devam edecekti.

Irak hava kuvvetleri, 22 Eylül 1980’de İran’a karşı bir hava saldırısı başlattı ve hedefinde İran hava kuvvetleri silahları vardı. Toplamda 10 havaalanı bombardımanın hedefi oldu. 

ABD silahları İran’ı Irak’a karşı korudu

Irak hava kuvvetleri, İran’ın havalimanlarına karşı oldukça etkili saldırılar gerçekleştirmiş oldu, fakat İran’ın herhangi bir cenk uçağını imha edemedi.

Şu sebeple İran’ın cenk uçakları yüksek güvenlikli hangarlarda saldırıya karşı iyi korunmuşlardı. Böylece İranlılar Saddam’ın amaçladığı hava üstünlüğünü kaybetmediler.

İran’ın tabanca mühendisleri oldukça süratli ve başarıya ulaşmış bir halde cenk araçlarını hizmete soktular ve aynı günde İran’ın cenk uçakları, İran semalarında uçmaya başladı ve Irak uçaklarına karşı koydular.

Bir tek 24 saat içinde Irak’ın havalimanları İran’ın Grumman F-14 Tomcat, Mc Donnel F-4 Phantom ve General Dynamic F-16 Fighting Falcon cenk uçaklarının saldırıları ile karşılaştı. Şu sebeple bunlar ABD’nin en etkili silahlarıydı.

Karada Irak ordusu eş zamanlı olarak üç cephede altıncı kolordularla İran’ın içlerine doğru ilerleme kaydetti. Irak’ın kara harekatının dördüncü kolorduyla odaklandığı yer Huzistan bölgesiydi.

Harekatın birinci hedefi Şattul Arap geçidini denetim altına almak ve peşinden Huzistan’a yönelmekti. İkinci kolordu İran’dan gelecek ihtimaller içinde bir saldırıya karşı bir müdafa ekseni oluşturdu.
 

 

İlk çarpışma oldukça sertti ve Irak kuvvetleri zırhlı araçların büyük bir kısmını yitirdi. Fakat sonradan müdafa icra eden İran kuvvetlerini gerileterek onları bilhassa Kirmanşah kenti çevresinde hezimete uğrattı. Bu şehir çevresinde 7 bin den fazla İranlı öldürüldü.

Irak’ın hava üstünlüğünü kaybetmesi ve ilerleyişinin yavaşlaması İranlılara bir fırsat verdi. Onlar da bu fırsatı değerlendirerek kuvvetlerini hazırlayıp cenk durumuna geçtiler.

İran ambargolar sebebiyle silahlarına ihtiyaç duyulan bakımı yapamadı

1980 yılının sonlarında Irak ordusu, saldırıdan savunmaya geçti ve yedek güçlerini de kullanmaya başladı.

Böylece cenk ani hücum taktiğinden uzaklaşarak birbirini ortadan kaldırmaya dönüştü. İran, oldukça iyi olmasına karşın silahlarına lüzumlu bakımı yaptıramıyor ve yedek parça alamıyordu.

Şu sebeple devrim sonrası Batı dünyası İran’a engelleme uyguluyordu. Sovyetler Birliği tarafınca verilen bir destek de yoktu.

İranlılar hücum yapabilmek ve oldukça gelişmiş Batı menşeli silahlarını korumak için bazı silahlarını parçalayarak ondan çıkacak parçaları da yedek parça olarak öteki silahların tamirinde kullanmak zorunda kaldılar.

Mesela bir uçağı parçalara ayırarak iki ya da üç tayyare onarım ettiler. Bir tankı parçalayıp öteki tankların yedek parçasına dönüştürdüler. Böylece silahlarının etken kalmasını sağladılar.

İran’ın izlediği yöntemin içinde bulunmuş olduğu şartlar sebebiyle netice verici olduğu söylenemez. Şu sebeple bu yöntem İran’ın silahlarının neredeyse yarısının negatif yönde etkilenmesine sebep oldu.
 

 

İran-Irak Savaşı esnasında İran’ın radar sistemleri ve uçaklarının yarısı yedek parça olarak kullanıldı ve hizmet dışı kaldı.

Buna rağmen Irak ordusu Fransa ve Sovyetlerin en gelişmiş silahlarına haiz olabiliyordu ve asker kuvvetleri onu dünyanın en kalabalık dördüncü ordusu yapıyordu.

İçinde yetenekli ve seçkin generaller vardı. Ulusal inancı kuvvetli ve morali oldukça yüksekti. Saddam Hüseyin, bir çok liderin haiz olmak isteyeceği bir karizmaya sahipti.
 

 

Saddam’ın askeri liderliği bu şekilde büyük bir cenk için kafi değildi

Politik liderlik ile askeri liderlik değişik şeylerdir. Bazılarının zannettiği şeklinde askeri liderlik bir lütuf değildir. Askeri taktik ve planlama girift bir şeydir.

Askeri kaynakları bir çatışmada kullanmak ve düzenlemek teknik ve deneyim gerektiriyor. Siyasal liderliğin düşünce ve düşünceleri ne kadar akıllı görünse de askeri alanda başarı sağlamayabilir. İran’a karşı başlatmış olduğu harpte Saddam bunu yaşadı.

Saddam Hüseyin İran’a karşı 4 cepheden cenk açtı ve her cephe gereğinden fazla uzundu. Irak kuvvetlerinin İran’ın derinliklerine ilerlemesinde temel hatalar meydana geldi.

Bu taktiğin adı Aşırı Yayılma, Büyük Yayılma ya da gereğinden fazla süratli yayılmadır. Bu taktikte hücum eden kuvvetin sayısıyla cephe genişliği içinde denge gözetilmemişti.

Bu koşullarda Irak ordusu daha azca hedefe baskı yapmalı ve ona odaklanmalıydı. Onu denetim altına aldıktan sonrasında ikinci hedeflere yönelmeliydi.

Netice itibarıyla çarpışmadan ilkin ve çarpışma esnasında Saddam’ın görüşüne ikna olmuşlardı. Her kuvvet yetersiz bir sayıyla bir cephede savaşıyordu ve öteki kuvvetlerin desteğine muhtaçtı.

Ayrıca öteki kuvvet de başka bir çatışmadaydı ve ona destek gönderemiyordu. Irak kuvvetleri o denli zor durumda kaldı ki Irak’ın bazı kuvvetleri bazı cephelerde geri çekilmek mecburiyetinde bırakıldı.  

Böylece İran kuvvetlerini yeniden bir düzene soktu ve cenk durumu aldı.
 

 

Saddam geri çekilme emri veren her komutanını idam ediyordu. Bu da ordu içinde bir korku ve terör ortamı meydana getirdi ki hiçbir komutan Saddam’ın silahlı kuvvetlerle ilgili saçma sapan ters fikirlerine karşı gelemiyordu ve fikirlerini açıklayamıyordu.

Irak’ın ilkesel taktiği oldukça büyük abartılar içeriyordu. Mesela ilk hava saldırısıyla İran’ın tüm hava kuvvetlerini yok edeceğini varsayıyordu.

Bunun için İran’ın bir karşı saldırısına karşı önlem alma gereği duymuyordu ve haliyle ihtimaller içinde bir İran saldırısına karşı koyacak müdafa gücü yoktu.

Ayrıca İran hiçbir direnişle karşılaşmadan Irak’ın petrol sahalarını vurdu.
 

 

Saddam’ın açmış olduğu cenk yeni İran rejimi için “can simidi” oldu

Harp, Irak’ı, İran rejimine stratejik bir düşman yapmış oldu ve rejime öyleki bir fırsat sundu ki İran halkı, dış saldırıya karşı yeni rejim liderliği çevresinde kenetlendi.

Kısaca Saddam’ın hücum başlangıcında stratejisini üstüne bina etmiş olduğu iç kargaşalık faktörü ortadan kalktı.

Irak saldırısı neticesinde yüzbinlerce İran genci, cenk cephelerine gitme yolunda tren garlarına ve otobüs terminallerini doldurdular ve cephelere koştular.

Bu görüntüler Birinci Dünya Savaşı’nda Avrupa’da meydana gelen kalabalıkları çağrıştırıyordu.

İran, mahalli askeri birlikleri teşkil etti. Her manganın askerleri aynı bölgenin, aynı köyün insanlarından oluşuyordu. Aynı yörenin gençleri omuz omuza yan yana savaşıyorlardı.

İranlılar hendek savaşı yürütüyorlardı. İran’ın müdafa sistemi temelli bir halde büyük ve dev hendek şebekeleri kazmaya dayanıyordu. Bu da zırhlı birlikler alanında Irak’a karşı oldukça daha kuvvetsiz olan İran için uygun bir çözümdü.

Netice itibarıyla hendek ve vakit aralığı müdafa sistemleri İran için zırhlı silahlara karşı savaşmaktan daha kolay ve ucuz bir alternatifti.

1981 yılı ve ondan sonraki yıllarda cenk neredeyse durma noktasına geldi. Harp iki devleti de yıprattı ve yordu.

Saddam, yerden yere fırlatılan Scud ve Sovyetler’in Topol 221 füzeleriyle İran şehirlerini vurma taktiğine başvurdu ve şehirleri roket yağmuruna tutarak İran’ı zor durumda bıraktı.

Başkent Tahran’ın sakinleri karanlık vakitlerde saldırılardan korunmak için evlerinden dışarı çıkıp şehrin etrafındaki tepelerin arkasına sığınıyorlardı.

Saddam’ın şehirleri vurmaktaki amacı İran halkının moralini bozmak ve iradelerini kırmaktı. Fakat neticesi tam tersi yönde oldu. Irak’ın roket atışları kin ve nefreti arttırıyor intikam arzusunu güçlendiriyordu.

İran uçakları da karşılık veriyor ve Irak’ın sivillerini vuruyordu. İran’ın hedef almış olduğu şehirler içinde başkent Bağdat da vardı. Buna şehirler savaşı adı altında göze göz, dişe diş savaşı deniliyordu.
 

 

İran ile İsrail’in Saddam’a karşı ittifakı ve ortaklık

Saddam, kuvvetlerine Irak’ın içlerine geri çekilme emri verdi. Daha ilkin çekilme emri verip talimatlarına karşı çıkan generalleri astıktan sonrasında kendisi de aynı şeyi yapıyordu.

Saddam, bir antlaşma halletmeye çalışıyordu ve 10 Haziran 1980’de tek taraflı ateşkes duyuru etti. Saddam ateşkes yaparak ve İran’ın topraklarından çekilmesini sağlayacağını ve barışı kabul edeceğini sanıyordu.

Sadece bu gerçekleşmedi ve Humeyni, Saddam’ın ateşkes önerisini reddetti, Saddam’ın iktidardan giderek Irak’ın harpte İran’a verdiği zararın tazmin edilmesini koşul koştu.

Saddam bunu kabul etmedi ve hem Irak’a hem İran’a zarar veren ve dünya ekonomisi açısından oldukça ehemmiyet arz eden cenk devam etti.

Irak-İran Savaşı anlam ifade etmeyen bir sahneye dönüşmüştü. Asla kimse ne vakit biteceğini bilmiyordu. Bölgede nüfuzunu genişletmeye çalışan büyük kuvvetler için Irak cazip taraf idi.

Bilhassa de Sovyetler Birliği ve Fransa için. Bu iki süper devlet Irak’ı silahlarla desteklediler. Peşinden Fransa, Irak’ın nükleer tesisini halletmeye başladı.

Tesis çevresinde propaganda dönüyordu sanki ilk Arap nükleer bombası için yolun başlangıcı idi. Irak’ın nükleer silaha haiz olacağı korkusuyla İran, 30 Eylül 1980’de ani bir halde Irak’ın nükleer tesisine karşı hava saldırısı yapmış oldu.

Bu operasyona “Şimşir-i Suzan” kısaca “Yakan Kılıç” adını vermişti. Şimşir-i Suzan üç ay için bu nükleer tesiste emek vermeyi durdurdu fakat tesisi tamamen imha etmemişti.

Bu görevi İsrail’e bırakmıştı. İran’ın büyük bir lojistik ve danışma desteği verdiği İsrail, 6 Haziran 1981’de bir hava saldırısıyla Irak’ın nükleer tesisini tamamen imha etti.
 

 

İran, Irak cenginde Şimal Kore’nin yanı sıra ABD ve İsrail’den tabanca aldı

Fransa, İran’a karşı cenginde Irak’a verdiği tabanca ve cephane desteğini sürdürdü. Doğal olarak Suudi Arabistan ve Kuveyt Irak’ın cenk maliyetini karşılıyordu.

Şu sebeple onların da İran’ın kendilerine devrimi ihraç etmesinden ya da bu ülkelerdeki Şii vatandaşları kendilerine karşı kışkırtmasından korkuyorlardı.

Doğal olarak Irak, Sovyetler Birliği’nden ve Fransa’dan almış olduğu silahların yanında İspanya ve İtalya’dan da zırhlı, roket ve roket atışı yapabilen helikopterleri, ABD Birleşik Devletleri’nden de azca oranda tabanca alıyordu.

Çin’den de Sovyetlerden öykünmek etmiş olduğu +55 tankları alıyordu. Şu sebeple Sovyetlerden almış olduğu tanklar cenk esnasında imha olmuştu.

Irak, Sovyetlerden T-72 tankları ve cenk uçakları da alıyordu. Bunlar İran’ın elinde bulunan o zamanki Amerikan uçaklarından daha etkiliydi.

Ayrıca İran da desteksiz değildi. Şimal Kore 600 59 Çin yapımı tankları İran’a vermişti. Ondan ilkin de her ne kadar Çinli yöneticiler inkar etmişlerse de gerçek şudur ki; Çin, İran’a tabanca veriyordu. İran’ın en büyük tabanca tedarikçisi İsrail ve ABD’nın merkezi haber alma teşkilatı CIA’dır.

İsrail haliyle Irak ve İran’ı kendine organik düşman olarak kabul ediyordu. İsrail’in çıkarı her iki tarafın da devamlı savaşı tercih etmeleriydi.

Bu arzusuna binaen İsrail kendi jeostratejik hedefleri için İranlılara eğitim ve cephane sunuyordu. İran da müdafa sanayisinde çalışan İsraillilerin minik şirketlerine yardım sunuyordu.

İran’ın gereksinimlerini karşılama her ne kadar İsrail’in çıkarına olsa da İsrail karşılığını alıyordu. Ek olarak İsrail’e göç etmeleri için İranlı Yahudilere güvenli bir koridor açılacaktı.

Bununla birlikte CIA da İran’ı, gizlice tabanca satılabilecek iyi bir alan kişi olarak görüyordu. Ona tabanca satıp Nikaragua’daki komünizme karşı faaliyetlerini finanse edebilecekti.

CIA’nın Nikaragua’da desteklediği silahlı gruplar vardı, komünizme karşı savaşıyorlardı. ABD’nın silahları ve yedek parçaları gizli saklı bir halde İran’a satılıyordu.

Karşılığında Lübnan’daki Hizbullah savaşçılarıyla görüşme yapılıyordu ve onların elindeki Amerikan rehinelerin özgür bırakılması isteniyordu.

Silahlar, ABD’dan ilkin İsrail’e sonrasında İran’a ulaşıyordu. Peşinden İran’ın ödediği paralar Nikaragua’daki gruplara naklediliyordu ve o komünizme karşı olan eylemlerini finanse ediyordu.

Amerikan kongresi mevzuyu açığa çıkarınca Başkan Donald Reagan hükümeti için bir skandal oldu. Başkan, rehinelerine karşı tabanca vermekle itham edildi.

Bu vaka, ABD Birleşik Devletleri tarihindeki en büyük skandallardan kabul edildi ve “İrangate” olarak tescil edildi.

Ne Irak’a ne de İran’a alınan silahlar yetmiyordu

Büyük bir yıpratma savaşına dönüşen vakada silahlar yetmiyordu. Saddam, Fransa’dan büyük bir tabanca antlaşması talep etti. O silahların içinde Mirage Ef 1 markasından 89 tane tayyare da vardı.

Aralarında 20 tane deniz savaşına ve gemilerine karşı korkulu füzelerle donanımlı olanlar vardı.

Süratli kara saldırısı planı çökünce Saddam, bu uzun soluklu savaşın İran’ın lehine bulunduğunu anlamış oldu. Saddam yeni Mirage uçaklarını İran petrol gemilerini ve İran petrolünü nakleden yabancı gemileri de batırma operasyonunda kullanmayı düşünüyordu.

Irak hava kuvvetleri bu amaç için helikopterleri kullanmayı denedi fakat başarıya ulaşmış olamadı. Mirage uçakların teslimatı gecikince, Saddam Fransa’dan süper standart 5 tane hücum uçağı kiralama antlaşması talep etti.

Bu uçaklar Fransa deniz kuvvetlerinde kullanılıyordu. Irak, yeni Mirage uçakları eline geçene kadar bunlarla yönetim edecekti. 

Bu 5 tane tayyare Irak’ın eline geçer geçmez 1984 Mayıs’ında İran petrol gemilerine roket atışları başlattı. Irak 1984’ün sonuna kadar değişik ülkelere ilişik tam 34 gemiye hücum gerçekleştirmiş oldu.

5 tane uçağı düşürüp imha ederek İran’ı hem hava kuvvetlerinin hem de deniz kuvvetlerinin öncelikli hedefi haline getirdi.  

İran’da hem havada hem denizde Irak petrollerini taşıyan gemileri hedef aldı. Irak’ın elinde bu İran saldırılarını engelleyecek kuvvet yoktu.

Şu sebeple Irak deniz kuvvetleri, İran’dan almış olduğu kuvvetli darbelerle oldukça zayıf duruma düşmüştü. İranlılar cenk gemilerini Körfez’de mayın yerleştirmede kullanıyorlardı.

Bu durum petrolü bekleyen Batılılar açısından artık tahammül sınırını aşmıştı. ABD, İngiltere ve Fransa cenk gemilerini petrolü korumak suretiyle Körfez’e yerleştirdi.

Başka ülkelerin gemilerine de saldırılara hedef olmamaları için ABD bandırası çekildi. Buna karşın Irak ve İran’ın saldırıları durmadı. Tam tersine seksenli yılların ikinci yarısında saldırılar daha da arttı.

İran-Irak cenginde Kürtlerin görevi ve pozisyonu

Ayrıca Kürtler savaşı kendi lehlerine kullandılar. Libya, Suriye ve İran’dan aldıkları yardımlarla Irak’a karşı mücadelelerini güçlendirdiler.

Türkiye’ye giden yolu kuşattılar ve karayolu vasıtasıyla Irak’ın petrol ihracatını durdurdular. Böylece Irak’ın ekonomisini vurdular. Irak, 1980 Mayıs ayı itibarıyla savaşın ilk haftalarında işgal etmiş olduğu toprakların çoğunu yitirdi. 

1983 yılının Eylül ayı İran kuvvetleri, Kürtlerin yardımıyla Irak topraklarının 25 kilometre içlerine kadar ilerledi. Doğal olarak Irak helikopterleri zehirli gazlarla karşılık vermeden evvel durum buydu.

Irak kullandığı zehirli gazlarla 7 bin 500 şahıs öldürdü bunların içinde İran askerleri de vardı. Bundan sonrasında hücum durduruldu ve bu vaka bu harpte kimyasal silahların kullanıldığı başlangıç olarak kabul edilir. Ve kimyasal tabanca kullanımı birden fazla yeniden edildi. 

Saddam kuvvetlerini topladı, silahlandırdı ve 1986 senenin başlangıcında kaybetmiş olduğu yerlerin kontrolünü yeniden ele almak amacıyla geniş çaplı bir hücum başlattı.

Irak kuvvetleri Mecnun Adası’nı 1984’te el-Ahvar çatışmasında İranlılara kaptırmıştı. Mecnun Adası mühim petrol sahasının merkezidir.

Mecnun Adası’nın toprağı kum ve çamurdan oluşuyor ve bu petrol borularının geçişi için oldukça verimlidir. Fakat Irak saldırısı fiyaskoyla sonuçlandı ve İran Devrim Muhafızları Ordusu’nu Fav Adası’na doğru hareket ettirerek Irak’a karşılık verdi.

Fav Şattul Arap’ın geçişinde bulunuyordu. İran kuvvetleri oldukça süratli bir halde Fav’ı denetim altına aldı ve artık Şattul Arap’ın her iki yakasında Çin yapımı Selk Worum füzeleriyle Irak’ın deniz ulaşımını tehdit eder hale geldi. Bu füzeler Fav’dan yerden yere fırlatılabilen füzelerdi.
 

 

Herkesi yoran harpte tüm taraflar için “sulh” en çıkar yoldu

Saddam Hüseyin, 1987’de sonunda savaşı yönetmekten birazcık geri çekilmeye ikna oldu ve savaşı yönetme işini cenk uzmanları olan generallerine bıraktı fakat durum büyük bir dereceye kadar İranlıların lehindeydi.

Bu esnada İran’ın içi de çökme noktasına gelmişti. Her şey tükenmiş bitmişti. Silahlar, insani kaynaklar ve moraller. Petrol gemilerinin vurulması Batılı güçlere epey zarar vermişti ve artık ne Irak’a ne de İran’a yardım etme arzusu vardı. Şu sebeple cenk onları da etkiliyordu.

İran kuvvetleri güneyden Bağdat’a doğru ilerleyemeyince yanlarını kuzeye doğru çevirdiler ve Süleymaniye’ye yöneldiler. Irak, İranlıların Güneyde oldukça zayıf bulunduğunu anlayınca Fav’ı kurtarmaya çalıştı.

Fav’ı kurtarma operasyonuna Kutsal Ramazan adını verdiler ve operasyon 17 Eylül 1988’de başladı. Kutsal Ramazan operasyonu 36 saat sürdü ve korkulu hedefleri gerçekleştirmiş oldu.

İranlılara oldukça ağır kayıplar verdirdi. Irak kuvvetleri Basra’da birçok yeri İranlılardan kurtardı. Bu şehirde İranlılar gene büyük kayıplar verdi.

Irak kuvvetleri üçüncü bir operasyon daha başlatarak Mecnun Adası’nı da tamamen kurtardılar. Bu operasyondan derhal sonrasında Irak kuvvetleri kuzeyde Kürt bölgelere de bir hücum başlattı ve İran kuvvetlerini Irak’ın tepelerinden kovmayı başardı.

Bu İran kuvvetleri için bir fiyaskoydu. Bu fiyasko birçok İranlı komutanların çekilme etmesine niçin oldu. İstifa edenler içinde genelkurmay başkanı da vardı. 

Irak kuvvetleri Haziran ayı 1988’de Süleymaniye ilini tamamıyla kurtarmayı başardı ve İran kuvvetlerine karşı bir hücum başlattı. İran’ın Mihran kentini işgal edebildi sonrasında Irak’ın içlerine geri çekildi. Aynı operasyonla İran’ın içlerine girip birkaç gün kontrolü sağladıktan sonrasında geri çekildi.

İran devleti 18 Haziran 1988’de 598 nolu Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) kararını kabul ettiğini duyuru etti, ateşkes yapmış olup Irakla savaşı durdurduğunu duyurdu.

Bu açıklamayı Ayetullah Humeyni bizzat yapmış oldu. Humeyni açıklamasında sözünü şöyleki sürdürdü:

İran halkının fedakarlığına karşı utanıyorum ve BMGK kararını kabul etmekle sanki bir zehir bardağını içiyorum.

Bu açıklamadan sonrasında top atışları durduruldu. Her iki taraf karşılıklı esirler değişimini yapmış oldu ve savaştan önceki sınırlara geri çekilmek için müzakereler başladı.

Fakat Cenevre’nin ev sahipliği yapmış olduğu bu müzakereler iki turda da başarısız oldu. Sadece Irak kuvvetleri 1989 Haziranı’nda kendi denetiminde olan 2500 kilometre karelik İran topraklarından ani bir kararla geri çekildi.

Irak ordusu 1 Ağustos’ta Kuveyt’e yöneldi ve yeni bir Körfez Savaşı başladı.

 

 

*Bu makalede yer edinen fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

mersin escort antalya escort bursa escort antalya escort istanbul evden eve nakliyat fethiye escort escort bayan