• Per. Ara 8th, 2022

Sürüngen beyinler, ezoterik inanışlar | Independent Türkçe

Byadmin

Eki 18, 2022

Dinî otorite ya da büyü

Babası, hükümdarken kendisine bağlı boyların reisleri tarafınca ihanete uğrayarak katledilir. Çocuk, bir boşluk, arbede anında kaçmayı başarır.

Daha çocuk yaşta haksız ve zalimce ailesinden, toprağından koparılmanın ne anlama geldiğini acı bir halde öğrenir.

Sadece kahramanımız genç yaşa eriştiğinde savaşçı bir ruhla, türlü mücadelelerden sonrasında ailesine ve kendisine tüm bu tarz şeyleri yaşatanları, ata topraklarını gasp edenleri bozguna uğratarak tahta oturmayı başarır.

Muzaffer komutanı ilk karşılayan eski yönetimin şamanından başkası değildir. Böyle de kalmaz; önceki yönetimi hain olarak duyuru ederken, öldürülmelerini ister.

Yeni hükümdara övgünün, güzellemelerin biri bin para… Normal olarak tüm bu olan bitenlerden PR (Halkla İlişkiler) emek vermesi yapmayı dikkatsizlik etmez.

Şaman, tüm bu olacakları öncesinden gördüğünü, ülkesini parlak bir gelecek beklediğini vs. söyleyerek yeni hükümdarın yanında itibarlı bir halde pozisyon almak için her türlü taktiği uygular.

Gel vakit git vakit yeni hükümdar büyük bir harbe girmek üzeredir. Sebebi ise başka bir ülkenin kralının daveti üstüne, ülkesini temsilen gönderilmiş olduğu eşi ve oğlunun kralın ihaneti sonucu o ülkede öldürülmesidir.

Aslına bakarsak hükümdar, halkına belli etmese de bu büyük harbe eşi ve oğlunun cenaze töreninde karar vermiştir.

Cenaze törenini kurganın başlangıcında şaman yönetmektedir. Diğeri âlemde efendilerine hizmet etmeyi sürdürmeleri için atlarını ve hizmetçilerini her an kurban etmek için hevesle hazır beklemektedir.

Sadece bilge hükümdar bu duruma razı olmaz: “Onlara sakın dokunmayın, ölülerin onlara ihtiyacı yok! Siz yiğitler doğuracaksınız, siz de savaşçı olacaksınız” diyerek hizmetçileri özgür bırakır.

Şamanın tüm büyüsü, karizması halkın önünde yerle bir olmuştur. Şaman bunu asla unutmamış ve durumu lehine çevirmek için fırsat kollamaktadır.

Kısa bir süre sonrasında hükümdar, eşi ve oğlunu katleden kralın elçisi taziyeye erişince; krala bir bildiri olarak halkın önünde elçiyi kılıçtan geçirir.

Şaman durur mu? Derhal yıkım tellallığı hayata geçirmeye adım atar ve gelecek felaketlerle alâkalı kehanetlerini sıralayarak halkı paniğe sevk eder.

Hükümdarın büyük bir yanlış içinde bulunduğunu ve yüce ruhları kızdırdığını avaz avaz bağırır.

Meseleyi cenaze törenine dayandırarak; hizmetçilerin kurban edilmesini engellemekle felaketi çağırdığını, ruhların fazlaca öfkeli bulunduğunu ve daha büyük felaketlerin kapıda bulunduğunu söyler.

Hükümdar bu din simsarını tasvip etmemekte ve fazlaca kızmaktadır. Sadece şamanın toplumundaki nüfuzu sebebiyle kendisine dokun/a/mamaktadır.

Hükümdar, şamana: “Senin vazifen ruhları sakinleştirmek, işini yap!” der.

İtibarını kurtarmaya kesin olan şaman, ruhların lanetini kaldırmak için kurbanını seçmiştir ve bir gece vakti meydanda kendini ateşe verir. 

Şaman her şeyden ilkin kendini kurban ederek “namus ve şerefini” korumuş, nesilden nesile anlatılacak efsanevi şaman olma hususi durumunu kazanmıştır.

Ölümünden sonrasında ülkenin gidişatının pozitif yönde ya da negatif olması ona hiçbir şey kaybettirmeyecek hep kazanan olarak anılmaya devam edecektir.1

Sürüngen beyinler

Hangi inanç yapısından gelirse gelsin, toplumları sorgusuz itaat ettirmenin yegâne ve kolay yolu inanç üstünden içsel baskı kurarak, yönetenlerin bir kısmı hariç öteki bağlıların tamamını “sürüngen beyin” kategorisinde tutmaktır.

Tarihte bu fiziken de yapılmıştır fakat mankurtlaştırma, ferden ferda yapılması ihtiyaç duyulan meşakkatli bir işlemdir.

Oysa sürüngen beyinler kitlesi oluşturmak için sürü kültürü kullanılır ve bu daha kolaydır. Bu tanımlama aşağılayıcı çağrışımlar yapsa da beynin katmanlarından olan “sürüngen beyin” (reptilian brain) her insanda mevcuttur.

Sürüngen beynin üstüne çıkamama kitlesel akıl tutulması yaşatır. Kuralcı ve akılcı malum Almanların büyük bir bölümünün Hitler’in peşine takılmalarındaki en mühim unsur, sürüngen beynin baskın hale getirilmesiydi.

Toplumsal psikoloji kriterlerine bakılırsa, bir insanı bu durumda tutmanın en iyi yollarından biri; onu bir gruba dâhil ederek kendini kıymetli hissettirmektir.

Üyeler kendilerini, böylelikle birbirine aynı inanç ve arzu ile bağlı, bu dünyada ya da diğeri âlemde fazlasıyla mükâfatlandırılacak bir ayrıcalıkta hissetmeye başlarlar.

Bunun yanında devamlı korku ve umut kültüründe yaşayan bu grup, mantığını (korteksi) kullanmaktan vazgeçer. Esasen içgüdüsel hareket eden sürüngen beyinlerin mantığı organik olarak dönem dışıdır.

Gruptan ya da cemaatten koptuklarında doğaüstü güçlerin kendisine yada yakınlarına çeşitli dert ve belâ getireceğine inandırılmışlardır.

Haliyle bir üyenin gruptan ayrılması ruhsal olarak oldukça zor olsa gerek. 17/ 25 Aralık kumpas sürecinden ilkin Fethullahçı yapının içinde yer edinen birinin cemaatten ayrıldıktan sonrasında her an başına bir bela, amansız bir hastalık geleceği korkusuyla yaşamış olduğu itirafına tanık olmuştum.

Başka yapılarda da “şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır” yaklaşımıyla baskı oluşturulduğunu bilmekteyiz.

Sürüngen beyin grubundakiler; devamlı dayanışma duygusu kışkırtılarak, kalıplaşmış öğretilerin dışına çıkmadan, yeni önermelere kapalı, devamlı düşman yaratarak ve çatışmacı bir ortamda taraftarlık ruhunu öne çıkararak düşünmeden ve düşündürmeden hareket etmeyi artam, itaat ve hatta inanç sayarlar.

Grubu yönetenler esasen onların adına düşünmektedir zira onlar “tanrısal bir güç” tarafınca seçilmiş “mukaddes” kişilerdir. Grup ya da cemaat üyeleri “gassalın önündeki meyyit” olmak zorundadırlar.

Tarihte Haşhaşiler, DEAŞ, FETÖ ve benzerleri kaybettiklerinde,  zelil olduklarında bile bedâ2 anlayışı, şefkat tokadı benzer biçimde inanışlarla örgütlerini manipüle etmeye devam etmişlerdir.

Aslına bakarsak bu anlayış, umudu diri tutmak için ezoterik grupların tamamında bulunmaktadır.

Şeyh uçmaz mürit uçurur

Oldukça geriye gitmeden, 15 Temmuz 2016 darbe girişimi sonrasında teşkilat elebaşısı Fetullah Hoca Efendi’in öldüğü, ölmek suretiyle olduğu ile ilgili medyada birçok haber yer aldı.

FETÖ benzer biçimde yapılanmaların elebaşlarının ölmesi ile örgütsel, cemaatsel yapılanmaların ortadan kalkacağı düşüncesi büyük bir yanılgıdan ibarettir.

Bu sebeple ezoterik cemaatler, tıpkı peygamberlerde olduğu benzer biçimde liderlerinin, hocalarının, şeyhlerinin Tanrı tarafınca seçildiğine inanırlar.

Peygamberlerin hususi durumlarının kendi liderlerine de verildiğinden kuşku duymazlar. Dolayısıyla peygamberi özellikler yüklenen kişilerin verdiği kararlar kendilerine ilişik kararlar olmayıp ya peygamberden ya da Tanrı’tan gelmektedir.

Fethullahçı teşkilat ve elebaşısı, Hz. Muhammed (a.s)’ı Türkçe Olimpiyatları’na, cemaat evlerine, okullarına getirmiş, saçma sapan ezoterik dizilerinde kamyon kasasına bindirmeyi başarmışlardı.

Peygamber (a.s)’ın “Twitter’daki paylaşımları ikiye katlayın” söylediğini bile hayâsızca dile getirmişlerdi. Hatta darbe girişimi sonrası hapse atılan teşkilat mensupları Hz. Yusuf’un imamlığında namaz kılmaya devam ettiler.

Bu hezeyanla yaşayan bir teşkilat, haydi haydi Fetullah Hoca Efendi’i ruhen yaşatır ve “içsel” olarak sözde cemaatlerini yönetip, buyruk ve talimatlarının devam ettiğine inanır.

Ezoterik din bezirgânları bu inanışa giden yolun ağlarını esasen fazlaca öncesinden örmüşlerdir.

Fetullah Hoca Efendi, dolaylı olarak kendi makamını anlatırken Kutbu’l Aktab ve Kutbu’l İrşad olduğundan, doğrusu Tanrı’ın otoritesinden sonrasında fakat adeta peygamberlerden üstün ve kalpleri yöneten, yönlendiren özelliğe haiz seçilmiş şahıs olduğu mesajını vermektedir:

Hz. Muhammed ahirete göçünce, onu bu dünyada temsil edenler, Tanrı ile irtibatları kavi olan insanlardır. Onlar, mazhariyetleri ve misyonlarıyla bir bakıma yeryüzünde âdeta Kâbe konumundadırlar. Kimi zaman onlar Kâbe’nin çevresinde, kimi zaman de Kâbe onların çevresinde döner. İşte bu şekilde kişilere ‘Kutup’ adı verilir.

Bu kişiler, hep tazarru (Tanrı’a boyun eğen), naz ve niyaz makamında bulunmaktadırlar. Tanrı böylelerinin bakışları ile kâinata bakar, acıma yada gazap eder. Kutup makamının bir adım ötesinde ‘Gavsiyet’ makamı yer alır. Bu makamı kazananların tasarrufları öldükten sonrasında da devam eder.

Kutbu’l-irşad hem kutup hem de gavsdır. O, tüm insanlığı sahil-i selamete çıkaracak bir rahmet ve ışıktır. Kutbu’l-irşad, kâinatın manâ, nitelik ve muhtevasını özetleyen, yeryüzünde Cenâb-ı Hakk’ın matmah-ı nazarı, (hırsla bakmış olduğu, herkesten gözü benzer biçimde esirgediği) bir hakikat eridir.

Bu tanımlamayı ilk kere mı duyduk? Hayır… Tanrı’ın, şeyhin vücudunda ete ve kemiğe bürünerek görünmüş olduğu dün söylenirken bugün de söylenmeye devam etmektedir.

Tüm bu inanış biçimlerine Batı ezoterizminde enkarnasyon (incarnation) denirken doğu ezoterizminde “hulûl” adı verilir.

Hz. İsa’nın Tanrılığı meselesi ne ise Müslüman dünyada da benzer pek fazlaca örneğe rastlamaktayız. Meselâ bazı mezheplerde Tanrı’nın Hz. Ali’ye, Ali’nin de 7 imama hulûl ettiğine inanılır. 

TDV İslam Ansiklopedisi’nde “Hakîkat-i Muhammediyye” bahsinde “Nûr-ı Muhammedî” teriminin tanımı şöyledir:

…Nûr-ı Muhammedî zuhur ettikten sonrasında her şey ondan ve onun için yaratılmıştır. Resûl-i Ekrem’in ruhu ve nuru tüm insanlardan, peygamberlerden, hatta meleklerden ilkin var olduğundan Peygamber insanlığın mânevî babasıdır.

Hz. Âdem insanların maddeten babası (ebü’l-beşer), Hz. Peygamber ruhların babasıdır (ebü’l-ervâh). ‘Tanrı ilk kere benim nurumu yarattı’; ‘Âdem toprakla su içinde iken ben peygamber idim’ (Tirmizî, ‘Menâḳıb’, 1; Müsned, IV, 66; V, 379; Aclûnî, I, 265; Abdülkerîm el-Cîlî, II, 37) meâlindeki hadislerle bu hususa işaret edilmiştir.

Hz. Âdem’de tecelli edip hemen sonra diğer peygamberlere intikal eden, Hz. Muhammed gövde olarak dünyaya erişince ona intikal edip onda karar kılan nur ölümünden sonrasında da devam etmekte ve kâinat varlığını sürdürebilmektedir. 3

Aynı bölümde yer edinen İbnü’l-Arabî ve Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin görüşlerini okuduğumuzda dehşete düşmemek elde değil.

Gülen, “Kur’an’dan İdrake Yansıyanlar” kitabında Meryem Suresi 17’nci ayetinin mealini kendi ifadesiyle şöyleki veriyor:  

Meryem, onlarla kendi arasına bir perde çekmişti.  Derken,  Biz ona ruhumuzu yolladık de o,  kendisine tastamam bir insan şeklinde göründü.

Devamında şu yorumu yapmaktadır:

Acaba ne idi bu ruh?  Derhal büyük çoğunluğu itibarıyla tüm tefsirler,  ayet- i kerimedeki  ‘…ruhumuzu yolladık…’  diye belirtilen ruhun Cebrail bulunduğunu ifade etmektedirler.  

Ne var ki burada Kur’ ân  ‘ruh’ tabiri kullanıyor; ruhun tayininde ise ihtilaf vardır.  İhtimalin sınırları ise ihtilafın çerçevesini aşkındır; hatta Efendimiz’ in ruhunu içine alacak kadar da geniştir.

Evet, bu da muhtemeldir; zira Hz. Meryem fazlaca afife ve nezihe bir hanımdı.  Bu itibarla da gözlerinin içine başka hayal girmemişti ve girmemeliydi de. Ona bir tek kendisine helâl olan biri bakmalıydı.  

O da olsa olsa Efendimiz olabilirdi,  zira O bir münasebetle Hz. Meryem’in kendisiyle nikâhlandığına işaret buyuruyordu. Bu açıdan da  ‘ruh’un Efendimiz’ in ruhu olabileceği de olasılık dâhilindedir. 4

Ezoterik paslaşmalar

Neredeyse miladî takvimin başlangıcıyla beraber bu ezoterik hareketler, kurumsal dinlerle mücadeleye başlamışlardır.

Bu dinlerin ilki asla şüphesiz Yahudilikti. Milada kadar kendi içine kapalı, sınırı olan ritüelleri olan nispeten tek düze bir topluluk dini olan Yahudilik, Roma İmparatorluğu döneminde ticaretin de etkisiyle dışarı açılmaya, tanınmaya başlayınca kendi içindeki Kabala kültüründe mevcud ezoterik unsurların da etkisiyle ve dışarıdan gelen ezoterik eklenmelerle ciddi bir dönüşüm yaşadı.

Öyleki ki, bu dönemlerde Yahudilerin büyük kısmı, kurumsal dinî yapıdan/mezheplerden koparak ezoterik grupların tesiri altına girdiler. 

Üzülerek belirtelim ki, İslam, Pers ve Hint mistisizmleri benzer biçimde birçok ezoterik öğretinin, bilhassa miladi dokuzuncu yüzyıldan itibaren istilasına maruz kaldı ve bunun neticesinde ezoterik İslam diyebileceğimiz bir inanış zuhur etti.

Mutezile, sonrasında Eşarî kelamcıları hemen sonra da Kindî’nin geleneğini sürdüren Farabi, İbn-i Sina benzer biçimde filozoflar İslam inancını ezoterik unsurlara karşı korumak için büyük savaşım verdiler.

Hıristiyan dünyada da durum değişik değildi ve ezoterizme karşı mühim mücadeleler verdiler. Fakat Pisagorculuk ve İskenderiye paganizmi o denli güçlüydü ki Hıristiyanlık bu inanışlara fazla direnemedi.

İşin garip tarafı ezoterizm, akıl ve mistisizmi bir araya getirerek pazarlamayı başarmıştır. Doğrusu bilim ve büyü aynı mecrada mecz edilmiştir. Pisagorcuların ileri matematik bilgisi ile gizemciliği yan yana getirmiş olmaları bunun belirgin örneğidir.

Pisagor, gizli saklı ve gizemli dinsel ezoterik ilk büyük tarikatın kurucusu olarak kabul edilir.  Kendisi bir matematikçi olmasına karşın matematiği gizemli öğretilerle birleştirdiğini ileri sürmüştür.5

İşte tam da bunun için ezoterik gruplarda akademisyen, sanatçı, iş insanı, siyasetçi vs. toplumda öne çıkan profilleri görmek kimseyi şaşırtmamalıdır.

Normal olarak ezoterik inanç biçimi için bir dinî köken koşul değildir. Dinî olmayan dinîmsi yapılarda da ezoterik yaklaşımlar yer bulmuştur.

Gizli saklı güçler atfedilen bir liderin kurtarıcı kişiliğine meydana getirilen vurgu bu şekilde bir durumdur. Weber, karizmatik otorite terimini “sanki doğaüstü yada en azından hususi bazı güç ya da niteliklere haiz olduğuna inanılan, tanrısal kökeni olduğu yada direk tanrısal olduğu kabul edilen kişilerdir” şeklinde tanımlar.

Bu yüzden dinin haricinde da seküler ideolojilerdeki önder kültü, vakit içinde Weber’in işaret etmiş olduğu kavram içinde ezoterik anlam kazanmıştır. Mesela, Mao bunlardan biridir.

Ezoterik örgütlerin devamlı bir gizli saklı ajandası vardır sadece bunu bir tek hiyerarşide yukarıda olanlar bilir. Kast sisteminin en katı uygulanmış olduğu hiyerarşik yapılanmaları vardır.

Aslolan amaçlarını toplumdan ve resmî otoriteden gizlerler. Güvendikleri fedaileri, abileri, “tanrısal dava” için her yolu mubah görerek gizli saklı ve tehlikeli sonuç devlet görevlerine getirmeyi amaç haline getirmişlerdir. Bu konumlara gelen teşkilat üyeleri emirleri ezoterik hocalarından alırlar.

İyilik ve kötülükte tek kriter örgütün kriteridir. Devlet yöneticileri de dâhil kendilerine destek verenler iyi, vermeyenler kötüdür.

Bu açıdan devlet organlarının her türlü toplumsal örgütlenmeleri denetlenebilir hale getirmesi önemlidir ve devlet inanış biçimlerinden ziyade meseleye kriminal olarak bakmalıdır. Ezoterik kısmını ise ilgili bilim alanları mercek altına almalıdır.

Netice olarak; insanlık, bir tek İslam’ın değil, tüm ilahî dinlerin tevhid ve hakkaniyet suretiyle geldiğini ve gene tevhid ve hakkaniyet ekseninde aklı özgürleştirmekle hakikate ulaşılacağının bilincine ermesi gerekir.

Müphem, gizeme dayalı, içrek tekelci ezoterik inanışlar yerine rasyonel, saydam,  her insanın erişmesi ve öğrenmesi mümkün exoterik (dışrak) bir anlayış benimsenmeye ve algı edilmeye devam edilmiş olduğu sürece sihrin bozulmuş olduğu görülecektir.

 

 

1. Vaka, bir filmimizde anlatılmakta olup M.Ö. 6. Yüzyılda geçmektedir. Kahramanı ise Saka Türklerinin başına hükümdar olan Tomris Hatun’dur. “Tomris” filmi, yönetmenliğini Akan Satayev’in üstlendiği, 2019 yılında yapılmış bir Kazak filmidir. 
2.  Bedâ: Tanrı’nın belli bir halde vuku bulacağını haber verdiği bir olayın hemen sonra başka bir halde gerçekleşmesi. Avni İlhan “Bedâ”, TDV İslam Ansiklopedisi, 1992; 5: 290-291
3.  Mehmet Demirci, “Hakîkat-i Muhammediyye”, TDV İslam Ansiklopedisi, TDV Yayınları, 1997; 15: 179-180
4.  M. Fetullah Hoca Efendi, Kur’an’dan İdrake Yansıyanlar, Nil Yayınları, İstanbul, 2011, s.247-248
5.  Hasan Yücel Başdemir (2016), “Ezoterik Grupların Epistemolojisi”, Liberal Fikir, sayı: 83, ss. 75-90.

*Bu makalede yer edinen fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

mersin escort antalya escort bursa escort antalya escort istanbul evden eve nakliyat fethiye escort escort bayan