• Per. Eyl 29th, 2022

Tunus: Mağrip’in minik fakat renkli ülkesi

Byadmin

Ağu 27, 2022

Bunca ülke gezdim… Geleneksel malum gezinsel mekân ve merkezlerin yanı sıra, halkın arasına karışmak suretiyle günlük yaşamları, kültürleri, folklorik değerleri ve sosyolojik yapılarıyla onları tanımaya çalıştığımda, büyük bilinmezlikler ve ortak değerlerle de karşılaştım.

Böylece asırlar içinde oluşmuş değişik kültürlerin insanlığın büyük zenginliğinin insan ufkunun daha çok genişlemesine yol açtığını gördüm.

Tüm bu insan manzaraları, insancıl duygular, saygı, aile değerleri, yurtseverlik benzer biçimde ortak benzerlikler gördüm.

Sonuçta hepimiz hepimiz benzer biçimde, onurlu ve özgür bir yaşam arzuluyor. Yaşam standartlarını yükseltmek, yaşama tutunma ve gelecek kaygısı benzeri ortak duyguları her ülkenin insanlarında görmek mümkün.  

Her ülkede coğrafi ve kültürel farklılıklar olsa da insan insandır; kederleri, aşkları, acıları ve mutluluklarıyla…

Hastaya “geçmiş olsun” deriz, ölenin yakınıyla ilgilenir, teselli ederiz, evlenenlere “mutluluklar” diliyoruz, yeni ev ya da otomobil alana “hayırlı olsun” deriz, uçağı kaçırınca sinirleniriz, yakınımızı kaybedince üzülürüz, onurumuza dokununca hiddetleniriz, ağlayanla ağlaşır, gülenle de gülüşürüz.

Değişik kimliklerden, coğrafyalardan ve değişik uluslardan olsak da insanlığın ortak değerleri o denli oldukça ki saymakla bitmez.

Dünyamız değişik halklarıyla bizlere her ne kadar değişik kültürler gösterse de insan temelde her yerde aynıdır.  

Milletlerin yüzyıllar, hatta bin seneler içinde şekillenen dil, tarih ve kültürel mirasları ulusları millet icra eden değerler olsa da insanca ve özgürce yaşam hepsinin ortak arzularıdır.

Irkçılığın kaynağında başka ulusları yeterince tanımamak ve oluşmuş önyargı vardır. Bu gerçeği yıkmak, insanlığı tanıdıkça mümkündür.

Bu kez uçuş rotam Şimal Afrika…

Tayyare başkent Tunus’a alçak uçuşa geçerken, şafak vaktinde usta bir ressamın tuval üstüne beyaz ile mavi tonlarından fırça darbelerini çağrıştıran manzarası beni büyüledi.

Şimal Afrika’da Akdeniz’e uzun kıyısıyla nüfusu 12 milyon olan bir gezim ülkesi.
 

Tunus merkezi.jpg

Tunus şehir merkezi / Fotoğraf: Roni Aydın Dere 

 

Batısında Cezayir, doğusunda Libya ve kuzeyinde uzayıp giden Akdeniz yer alır; ülkenin cenup kısmı ise sarı-sıcak kumlarla kaplı devasa Sahra Çölü’nden oluşmakta.

Tunus Mağrip’in en minik ülkesi olarak Sicilya Boğazı ile Avrupa kıtasına 140 kilometre uzaklıktadır.

Bodur ağaçlarıyla bezeli, engin dağları kıyıya paralel uzanmaktadır. Ülkenin güneyinde ülke ticaretine büyük katkılar elde eden birçok tuz gölü bulunmaktadır.

Coğrafik olarak birçok medeniyete ev sahipliği yapmış Tunus’un yerli halkı Berberilerdir fakat zaman içinde değişik toplulukların gelip bu yurda yerleşmesi ve sonradan İslamiyet’in yayılmasıyla beraber Arap dili yaygınlaşarak egemen dil oldu ve Tunus zaman içinde Araplaştı. 

Egemen dildeki yönetimlerin yerli Berberi dilini dejenere etme çabaları devletin resmî politikası haline gelse de süreç içinde Berberilerin ulusal haklarında ısrarcı olması, asimilasyonu kısmen durması gene de Berberi dilinin büyük bir yara almış olduğu her halinden belli oluyor.

Geçmişi Fenikeliler, Roma İmparatorluğu, Osmanlı İmparatorluğu’na ve Fransız sömürgesine dayansa da Tunus’taki en fazla zamanı kalıntıların Romalılardan kalma, çağıl mimarinin ve kentleşmenin de Fransızlara ilişkin olduğu gün benzer biçimde aşikâr.

Esintili yüksek yerlerde Romalıların arkeolojik kalıntıları, şehir merkezinde ise geçen yüzyılın başlarında yapılmış Neoklasik Fransız Mimarisi hâlâ göz kamaştırmaktadır.
 

Tunus'ta Romalılardan kalma arkeolojik bir mekan.jpg

Tunus’ta Romalılardan kalma arkeolojik bir mekan / Fotoğraf: Roni Aydın Dere 

 

Devlet bürokrasisi, hukuk sistemi, devlet yönetim modeli, posta, demir yolları küçük değişimler geçirse de hâlâ Fransız sistemidir.

Tunus 1957 senesinde ulusal önder Habib Burgiba önderliğinde Fransız sömürgesinden kurtulurken yeni bir devlet olamadılar.

Fransızlar geleneksel olarak sömürgelerini devletleştiriyordu. Tunus bir devletti fakat Fransa’ya bağlı bir devletti! 

Bağımsızlık sonrası düşman olmadılar; Fransa ile bu ilişki ekonomik, diplomatik ve kültürel boyutlarıyla günümüzde devam ediyor.

Tunus bağımsızlık sonrası laik, demokratik ve hukuk devleti olma yolunda aşama kaydediyor fakat ciddi siyasal sancılar da yaşıyor.

Tunus’u gezerken

Tunus bir Akdeniz ülkesi olarak sıcak iklimi benzer biçimde insanları da sıcak, cana yakın ve konukseverdirler.

Gezim sektörü dinlenme ve eğlenmeye yarasa da zamanı mekânlarından ve kültürel dokusundan öğrenilecek oldukça şey vardır. 
 

Tunus’ta bir şölene rastlıyoruz gece yarısı.jpg

Tunus’ta gece yarısı bir şölene rastlıyoruz / Fotoğraf: Roni Aydın Dere 

 

Kendisine özgü oldukça mistik ve egzotik atmosferi insanı etkiliyor. Bir çok zamanı geçmişi olan metropoller benzer biçimde başkent Tunus’u da ikiye ayırmak gerek. 

UNESCO Kültür Mirasında yer edinen Medine, Eski şehir ile Ville Nouvelle (Yeni Şehir) denilen yeni kent, yüzlerce neslin geçmiş asırlar içinde oluşturduğu mimari yapılardan oluşan birçok uygarlığın derin izlerini taşıyor. 

Eski kentte 12 ve 16’ncı yüzyıllar sürecinde yaşanmış olan inşa Tunus’u mühim bir şehir haline getirilmiş garip izleri, Yeni kentte ise Fransız mimarisi ile son dönem çağıl mimari yer almakta.

Eski kentte zamanı kiliseler, sinagog ve Afrika’nın da en eski Cami Al Zaytuna (El Zeytune) görülmeye kıymet mekânlar arasındadır.

Dar Ben Badallah Sarayı artık adeta bir etnografya müzesi benzer biçimde işlev görmekte. Bu müzede zamanı mobilyalar, sanat ve tekstil ürünleri sergileniyor.
 

Tunus kent merkezinden bir görüntü.jpg

Tunus şehir merkezinden bir görüntü / Fotoğraf: Roni Aydın Dere 

 

Seyahat programım gereği başkent Tunus’a otuz dakika mesafedeki Sidi Bou nahiyesine gidiyorum.

Ak taşlardan yapılmış beyaz ve mavi tonlarının iç içe olduğu zamanı evler, daracık esintili sokaklar, ulusal yemekler servis eden restoranlarıyla Yunanistan’ı çağrıştırıyor.  
 

 

Öğleden sonrasında Katarca’nın Fenike kolonisi olan ve milattan ilkin 800’lerde kurulmuş zamanı Kartaca’ya gidiyorum.

Kartaca, Fenike dilinde şehir demek, hemen sonra Romalılar gelmiş ve onlarında mimariye ciddi bir katkısı olmuş.

Bu şehir, bununla beraber Kartaca Hükümdarı Hannibal ismiyle özdeşleşmiş gibidir. 

Gezerken insanı tarihin derinliklerine götürmüş olan bu mekân UNESCO tarafınca koruma altına alınmış, şimdilik turizmin hizmetinde.
 

Tunus’ta orta sınıf bir mahalle.jpg

Tunus’ta orta derslik bir mahalle / Fotoğraf: Independent Türkçe

 

Ertesi gün İsviçre’den dostum olan Ridha’nın (Rıza) kızının düğünü var. Öğleden sonrasında başlıyor.

Orta derslik bir mahallede geleneksel bir düğüne katılmak bir halkın kültürünü anlamada kolaylık sağlıyor. 

Geniş bir bahçede konuklar yerlerini alıyor, fakat gençler uzayıp giden sokağı düğün alanına çevirmiş, müzik eşliğinde geleneksel dans sürerken bahçede kızlar gelinin etrafını sarmış, genç erkekler ise damadın. 
 

Tunus’ta katıldığım düğünden bir görüntü.jpg

Tunus’ta katıldığım düğünden bir görüntü

 

Ulusal enstrümanlar ile müzik çalınıyor, yiyecek sonrası geleneksel dansları bahçede başlıyor ve bir coşku almış başını gidiyor.

Sosyolojik yapısıyla Türk-Kürd düğünlerine kısmen benziyor. O şekilde ya hususi bigün, iki kişinin eşiyle olan evliliği bir mutluluk günü olmalı ve bunun için ne gerekiyorsa yapılmalı, mutlu olanlarla mutlu olunmalı.
 

Tunus Hamamet kenti.jpg

Tunus Hamamet kenti / Fotoğraf: Independent Türkçe

 

Ertesi gün Mardinli İş Adamı Ekrem Bey’in hususi otomobiliyle ve işletmeci Ekber eşliğinde Hammamet şehrine doğru yola çıkıyoruz.  

Zeytin bahçeleri arasından uzanan güzergâhtan gidiyoruz. Ekrem Bey senelerdir bu ülkede yaşıyor, tarihini ve kültürel değerlerini bir rehber kadar iyi konu alıyor ikimize.

Kente vardığımızda bizi zamanı mekânlarda, hemen sonra deniz kıyısındaki oteller bölgesinde gezdirdi ve görkemli bir konukseverlik gösterdi.
 

t.jpg

 

Hamamet Kalesi, görülmeye kıymet; bir bu şehir ciddi bir gezim ve alışveriş merkezidir.

Tunus’u bir makaleye sığdırmak mümkün değil normal olarak. İsviçre vatandaşıyım fakat Tunus’u gezerken çocukluğumun yurdunu anımsadım ve özgür bir yurda haiz olmanın derin özlemini Tunus’ta da yaşadım. 
 

Hamamet’in meşhur parkı.jpg

Hamamet’in meşhur parkı / Fotoğraf: Independent Türkçe

 

Siyasal çalkantılar

Tunus, Arap Baharı’nın peşinden ciddi bir demokrasi imtihanı vererek oldukça partili demokrasiye geçen ilk ülkedir.

23 Ekim 2011 tarihinde ilk seçimi İslamcı olarak malum El Nahda’nın kazanmasının peşinden yeni bir sarsıntı yaşandı ve ülkede rejim tartışmaları başladı. 

Tunus halkı, İslamcıların demokratlaşamayacağı kanısı ve yapısal değişim geçirme iddialarına karşı yoğun protesto gösterileri düzenledi.

Bu protesto gösterilerinde hanımefendilerin yoğun olması dikkat çekiciydi.
 

Tunus, Arap halk hareketlerinin çıkış noktasıydı.jpg

Tunus, ‘Arap Baharı’ halk hareketlerinin çıkış noktasıydı / Fotoğraf: AA

 

Nahda, öteki Arap ve Afrika ülkelerine bakılırsa daha eğitimli bir nüfusa, kuvvetli kurumlara, kuvvetli bir orta sınıfa, baro ve sendikalara haiz olan Tunus’ta 2011 seçimlerini kazanmıştır; fakat hükümeti oluşturmak için bu kazanım kafi gelmedi. 

Nahda, iktidarın tamamını elde edemedi fakat birkaç minik parti ile iktidar olabildi.

İlk icraatı sayılan şeriat hükümlerinin bir kısmını anayasaya geçirme sonucu aldığında ise halkın direnişiyle karşılaştı. 

Halkın tepkileri ve düzenlenen bazı suikastlar, Şubat 2013’te ülkenin mühim solcu liderlerinden Şükrü Belayi’nin öldürülmesi benzer biçimde vakalar üstüne hükümet düştü.

Nahda başbakanlığın kendisinde kalması şartıyla teknokratlar hükümeti oluşturmayı kabul etti.

Temmuz 2013’te muhalif bir önder olan Muhammed Brahmi’nin öldürülmesi üstüne bu hükümet de düşmek mecburiyetinde bırakıldı. Ayrıca yeniden geçici bir teknokrat hükümet kuruldu. 

Ülkede seçim barajı yoktu; toplumcu, demokrat ve laik kesimi oldukça parçalıydı. Bu durumdan faydalanan Nahda gene iktidar talibi olarak öne çıktı.

26 Ekim 2014 seçimlerinde yüzde 37,6 alan Nida hareketiyle hükümet kurması büyük bir sürpriz oldu. El Nahda ise yüzde 27,8’de kaldı.

2011 senesinde Arap Baharı ile beraber 2014 yılına kadar istenilen istikrara kavuşamamanın sıkıntıları hâlâ devam ediyor.

Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said’in geçen yıl 25 Temmuz Pazar günü Başbakan Hişam el-Meşişi’yi görevden aldı ve Meclis’in yetkilerini 30 gün süresince dondurdu. 

Siyasal istikrarsızlık, ülkenin zenginliklerini yandaşlara kayırma, yolsuzluklar ve devleti ele geçirme çabalarını gerekçe gösterilmesi Arap Baharı sonrası ülkenin en büyük siyasal krizi olarak nitelendirildi.

Meclis’teki en büyük parti olan siyasal İslamcı El Nahda’nın lideri ve Meclis Başkanı Raşid el-Gannuşi, Cumhurbaşkanı Kays Said’in müdahalesini darbe girişimi olarak niteleyerek halka itaatsizlik çağrısı yaptıysa da bunda pek etkili olamadı.
 

kays said reuters.jpg

Kays Said / Fotoğraf: Reuters

 

Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said, eski Fransa Cumhurbaşkanı General Charles de Gaulle’ün “Bu yaşta diktatörlüğe başlamış olacak değilim” sözleriyle alaycı halde cevaplıyor; kendisini “diyalog ve görüşme adamı” diye tanımlıyor, anayasa profesörü olarak hukuk devletine bağlılığını vurguluyordu.

Said, iktidar partisinin devleti ele geçirme çabalarının önüne geçtiğini, hukuk devleti normlarına döndürmeyi ve demokrasiyi kuvvetlendirmek için anayasal yetkilerini kullandığını; Müslüman Kardeşler hareketinin izdüşümü El Nahda’yı “siyasal cinayetlere ortam hazırlamak, öldürülen Şükri Belaid ve Muhammed Brahimi’ye yönelik suikastlar dâhil mühim soruşturmaları engellemek”le itham ediyor.

Bu ve benzeri bir takım suçlama, mevcut krizin ana nedenlerini oluşturmaktaydı.

Her şeye karşın yarı başkanlık sistemine temsili sorunlu bir demokrasi ile yönetilen Tunus’un Arap Baharı’nın ilk başlangıç yeri ve yönetimini yargılatan ve çoğulcu bir hükümet oluşturmayı başarmasından dolayı Freedom House tarafınca “Şimal Afrika’nın en demokratik ülkesi” olarak tanımlanıyor.

Tunus bununla beraber Afrika’nın da ekonomik istikrarda, bilhassa Gayri Safi Yurt İçi Hasıla’da en gelişkin ülkelerinden biri bulunduğunu gösteriyor.

Kuşkusuz Tunus’u bir Batı ülkesi ile kıyaslarsak sorunları büyük fakat Afrika ile kıyasladığımızda demokraside iyi bir yerde bulunduğunu görebiliriz.

Tunus’un yapısal özelliklerinden…

Halkın yüzde 97’ine yakını Müslüman fakat ülkede Yahudi ve minik bir azınlık Hristiyan bulunmakta.

Başkent Tunus’ta gettolaşma kanalıyla aynı mahallede yaşayan Yahudiler tecim ile uğraşmaktalar.

Ülkenin başkentinin de adı Tunus’ta, Fransız sömürgesi olmasından kaynaklı uzun seneler Fransızcanın resmî dil olmasından dolayı toplumun ezici çoğunluğu Fransızca konuşur.

Bağımsızlık sonrası resmî dil Arapça olurken ikinci dil Fransızca olur. Okullarda yabancı dil İngilizce de okutulduğundan dolayı bilhassa yeni nesil dünyanın en oldukça konuşulan üç diline haiz olması Tunus gençliğine dünyanın başka devletlerinde de rahat iş bulma pozitif yanları sağlıyor.

Dünyanın her yerinde olduğu benzer biçimde Tunus’ta da kentleşme büyüyor, toplumun ezici çoğunluğu kırsaldan kentlere yerleşiyor.

Hükümetin tarımı güçlendirme ve köylüleri köylerinde tutma politikası kentlere yoğun göçü kısmen frenlemiş olduğu söyleniyor.

İşsizlik oranı yüzde 17 civarında fakat komşu ülkelere bakılırsa eğitim kalitesinin seviyesi Tunus’un yeni kuşağını nitelikli iş gücüne kavuşturmuş durumda.

Tunus, sıcak ve bir deniz ülkesi olmasından dolayı ekonomik olarak Gezim ve hizmet sektörüne dayanmaktadır.

Ek olarak tekstil ve ziraat da mühim birer sektördür. Azca oranda petrol-gaz ciddi oranda fosfat üretimine ve ihracatına dayanmaktadır, hatta fosfat üretiminde dünya birincisidir. 

Bununla birlikte zeytin ülkesidir. Kaliteli zeytin, zeytinyağı ve değişik tarımsal ürünler de ihracat yapılmaktadır.

Yoğunluklu tecim yapmış olduğu ülkeler Fransa, İtalya, Çin, Almanya, Cezayir, İspanya ve Türkiye’dir.  
 

Tunus AA1.JPG

 

Tunus’un özetle zamanı

Tunus, Fenike yurdu fakat Kartaca Uygarlığı ile bilinir. Kartacalılar, Akdeniz boylarında Sicilya ve İspanya’ya kadar egemendiler.

Roma İmparatorluğu kendisine karşı bir tehdit olarak görmüş, Pön Savaşlarıyla yenilgiye uğratmış ve Roma hâkimiyetinde bir Afrika Eyaleti olarak kalmış.

İslamiyet’in yayılmasıyla Müslümanlık egemen olmaya başlamış. 1534 tarihinde Barbaros Hayreddin Paşa tarafınca Hafsi egemenliğine son verilmesiyle Osmanlı İmparatorluğu’nun hâkimiyetine girmiştir.

Bir ir yıl sonrasında  V. Karl öncülüğünde İspanyol İmparatorluğu’nun kontrolüne geçmiştir.

Geçmişinde işgal ve harp alanına dönüşen Tunus, 1574 yılına kadar yeniden Hafsi Hanedanlığının elinde kaldı.

Ayrıca Barbaros Hayreddin Paşa ve Turgut Reis 1556’da Gafsa’yı, 1558’de Kayrevan’ı ele geçirdiler.

Tunus’un doğu ve cenup sahilleri Osmanlı himayesi altına girdi.  1881’de Fransa ile meydana getirilen Bardo Antlaşması ile Fransız egemenliğine geçiyor.

20 Mart 1956’da Fransa’dan bağımsızlığını kazanan Tunus, Fransa’dan esinlenen devlet siyaset ve yönetim biçimi ile Şimal Afrika’nın en demokratik ve refah ülkesi olma yoluna girdi.

Tunus’ta Arap Baharı’nın başlamasına vesile olan bir gezici satıcının kendisini yakmasıyla süregelen pahalılık isyanı, 23 senelik Cumhurbaşkanı Zeynel Abidin Bin Ali’yi devirdi.

Bin Ali ailesi ile Tunus’u terk ederek Suudi Arabistan’a sığındı. Mallarına ve servetine el konulmuş olan Zeynel Abidin Bin Ali sığındığı Suudi Arabistan’da öldü.

 
Iktisat

Tunus genel olarak bir ziraat ülkesi olarak topraklarının yüzde 37’i ekilebilir araziden oluşmakta.

Tunus, zeytincilik ve yan ürünleri ile dünyada ilk ülkeler arasındadır.

Endüstri alanında oldukça gelişmese de deri, tekstil, mobilya, kâğıt, besin, el işi benzer biçimde geleneksel endüstri kolları vardır.

Belirleyici eğer olmazsa da petrol, selüloz, çelik, elektrikli ev aletleri ve seramik üretimi de bulunmaktadır.

Son 20 yılda ülkenin başat sektörü gezim olmaya başladı. Bilhassa son yıllarda gelişen gezim olgusu, iç ve dış yatırımların artmasını ve bununla beraber başka bazı iş kollarının artmasını da elde etmiştir.

Bundan dolayı ülkede otelcilik, restorancılık artarken turizmin gelişimi artmıştır ve oldukça daha gelişmesini elde etmiştir.

Tunus’un dış tecim hacmi, ithalat ve ihracat daha oldukça sırasıyla Fransa, Cezayir, İtalya, Almanya, Çin ve Türkiye iledir.

İbn Haldun                             

Tunus’u anlatırken İbn Haldun’dan söz etmeden olmaz. 1332-1405 yıllarında yaşamış, tarihçi, sosyolog, politika ve devlet adamıdır.

İbn Haldun, Mukaddime eseriyle sonraki nesillere mühim bir yapıt bırakmıştır.

Uygarlık kuramıyla medeniyetler arası ilişkilerin geleceğine dair kuramlar yerine tüm medeniyetleri korumayı amaçlayan uygarlık anlayışını savunmaktadır.

 

 

*Bu makalede yer edinen fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

mersin escort antalya escort bursa escort antalya escort istanbul evden eve nakliyat fethiye escort escort bayan