• Per. Ara 1st, 2022

Türk Aydınlanması üstüne (2) | Independent Türkçe

Byadmin

Eki 10, 2022

Türk modernleşmesi bağlamında aydınlanma üstüne daha ilkin kaleme aldığım yazıda Türk Aydınlanmasının tamamlanmamış bir proje bulunduğunu ileri sürmüştüm.

Söz mevzusu yazıda Cumhuriyet dönemimizin örneksiz düşünürü Takiyettin Mengüşoğlu’nun İnsan Felsefesi’nde tarihsel varlık alanının ilkeleri başlığı altında dile getirmiş olduğu “anane” kategorisini temel alarak bir yorum yapmış,buna gore, Türk Aydınlanmasınınamaçlarından birinintoplumumuzda egemen olan donmuş anane anlayışının terk edilmesi ve yerine akıcı bir geleneğin kurulması bulunduğunu dile getirmiştim.

Akıcı bir anane ise sadece bilim, sanat ve felsefeyle kurulabilirdi. Şunu da belirtmek gerekir ki Osmanlı’da bir sanat geleneği halihazırda vardı.

Burada sanat geleneği ile kastımbizim için yeni olansanat dallarıdır.

Özetle, toplumumuzda bir bilim geleneği, bir sanat geleneği ve bir felsefe geleneği kurulmalıydı.

Tanzimatile birliktetüm bu alanlarda Batı’dan yaptığımız aktarmalarla deyim yerindeyse işe başladık.

Bu bölüm, mevzuyla ilgili referans noktalarını ihtiva eder. (Related Nodes field)

Söz mevzusu aktarmalarla Tanzimat döneminden Cumhuriyete (bilhassa 20’ni-ci yüzyılın ortasına kadar olan dönem) gerek bilim gerek sanat gerekse de felsefe alanında Batı’da ortaya konulmuş olan pek oldukça yapıt dilimize çevrildi.

Tercüme hareketi kanımca Türk Aydınlanmasının en dikkate kıymet başarılarından biridir. Hasan Âli Yücel Klasikleridizisiyle bilim, sanat ve felsefe alanında dilimize kazandırılan yapıtlar andığım tercüme hareketine örnek gösterilebilir.

Evet, böylesi emekler kültürümüz adına kıymetli kazanımlara vesile oldu.

Yalnız tercüme hareketi, toplumumuzda akıcı bir geleneğin kurulması için kendi başına kafi değildir; bu sebeple yeri vardığında birbiriyle çelişen düşüncelerin özgürce tartışıldığı bir ortam olmadan bilimin, sanatın ve felsefenin gelişiminden söz edemeyiz.

O halde Türk Aydınlanmasının başarıya ulaşmasının mecburi koşullarından biri her çeşit düşüncenin özgürce tartışılabildiği bir siyasal düzenin toplumumuzda egemen olmasıdır.

Sadece Cumhuriyet süreci siyasal tarihimize dönerek şöyleki bir baktığımızda başta askeri darbeler olmak suretiyle pek oldukça şeyin buna engel bulunduğunu görüyoruz.

Tam da bu aşamada Avrupa Aydınlanmasının John Locke, Montesquieu,Voltaire veJean-Jacques Rousseau şeklinde felsefeci ve düşünürlerini anabiliriz.

Bu düşünürler eserlerinde kuvvetler ayrılığı, halk egemenliği, fikir ve ifade özgürlüğü, cumhuriyetçilik şeklinde siyasal fikir ve ilkeleri dile getirmişlerdi.

Siyasal liberalizmin, inanç özgürlüğü, basın özgürlüğü, sivil haklar ve sivil özgürlükler, liberal demokrasi, ekonomik ve siyasal özgürlük, hukukun üstünlüğü, hususi iyelik ve piyasa ekonomisi şeklinde fikirleri de Aydınlanma süreci Avrupası’nda tartışılmaktaydı.

Hatta bizde de bir Osmanlı devlet adamı olan, çeşitli nazırlık görevleriyle vezirlik görevinde bulunan Münif Paşa’nın (1830-1910) daha 1884 senesinde piyasaya çıkan kitabı Telhîs-i Hikmet-i Hukûkile 1885 senesinde piyasaya çıkan kitabı Hikmet-i Hukûk’ta siyasal liberalizmin hak ve özgürlüklere ilişkin ilkelerini uzun uzadıya tartıştığını biliyoruz.

Şu demek oluyor ki Münif Paşa bir baskı aygıtı olan devletin müdahalesine karşı bireylere sivil özgürlüklerini kazandırma amacında olan siyasal liberalizmin günümüzden 138 yıl ilkin yakıcı bir taraftarıydı.

Evet, Münif Paşa’nın eserini yazmasının üstünden 138 yıl geçmesine rağmen hala bu mevzuları tartışıyor olmamız Türk Aydınlanmasının niçin yarım kalmış bir proje olduğuna açıklık getiriyor.

 

 

*Bu makalede yer edinen fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

mersin escort antalya escort bursa escort antalya escort istanbul evden eve nakliyat fethiye escort escort bayan